Gri-siyah

Sokakta ölümü gördüm bugün.

Rengini gördüm onun.

Buz gibi, maviye çalan bir gri, gri-siyah hatta.

Lisede tenimiz başkasında istek uyandırmasın diye, bize zorla giydirdikleri naylon çorap gibi tıpkı.

Ölümün donuk gözlerini gördüm bugün,

Hafifçe yukarı kaymıştı, bir şeyler arar gibi sonsuz boşluktaki yerde.

Kokusunu duydum ölümün,

Taşkışla’nın her daim amonyak kokan çatı koridorları gibi koktu bir anda tüm sokak.

Belli ki birkaç gündür boğazından bir şey geçmemiş, kanındaki ağır kimyasallar ve alkolden başka.

Bir pound lütfen diye sordu herkese ölüm, teni gibi beton bir çöp kutusunu karıştırdı.

Sonra gitti, birilerinin içerde bir şaraba yüz pound verdiği dükkanın ön kapısına kıvrıldı.

Aynı anda hem burada, hem de bir hastanenin yoğun bakım servisindeydi.

Ve en çok da Filistinli bir çocuğun göğsündeki kurşun deliğinde…

Ürkütücüydü, soğuktu ölüm ve karanlık.

Gözünü kaçırmak isteyip de bakmadan duramadığın heybetli bir Rembrandt tablosu adeta.

Kapılmamak için onun uyuşturucu soğukluğuna,

Arkamı döndüm ve kaçtım.

Koşarak.

Kış, Londra

“Gri-siyah” üzerine 2 yorum

Yorum yapın