Bir bahar günü barda

Sanmayın günlerim boşa geçiyor. Sürekli içimde yaşayan, ancak ara sıra zamanı gelince dışarı çıkarabildiğim öyküler yazıyorum. (Yazmaya çabalıyorum diyeyim, içim rahat etsin.)

Halledelim lafı kulağını tırmaladı, son zamanlarda peşini bırakmayan iç sıkıntısı bugün de gelip göğsüne oturdu. Kusacak gibi oldu, davete katılmak için söz vermemiş olmayı diledi. Yatağa dönüp, günlerce uyusa, şimdiden berbat yüzünü göstermeye hevesli bugünden kaçıp saklansa. Tam o anda, masadaki kırmızı zarf gözüne çarptı ve yanındaki rengarenk hediye kutusu. Öyle ya, gece ikinci şişenin bitiminde gaza gelip eski usul bir kutlama kartı bile yazmıştı Banu’ya. Bunu hatırladığında içinde beliren minicik heyecan kırıntısı, ona cesaret verdi. Yapacak hiçbir işi yokken ve akşamdan kalmalığını henüz üstünden tam atamamışken, uzun zamandır görmediği üniversite arkadaşlarıyla buluşma fikri o kadar da kötü olmayabilirdi. Doğum günü telaşıyla ona çok fazla soru soran olmaz, o da havadan sudan konuşup eğreti hal-hatır sormalarla durumu idare ederdi. Yeni yatlarından, kazandıkları son ihalelerden ya da Londra’da ekonomi okuyan çocuklarından bahseden arkadaşlarına, ‘vay be’, ‘tabi ki’ ve ‘hay hay’larla cevap verir, böylece kendinden fazlaca bahsetmesine gerek kalmazdı. Hem bu kadar varlıklı adam arasında, onunla iş yapmak isteyen birileri çıkardı belki. Hiç olmadı Banu’yla baş başa kaldıklarında bir punduna getirir, ona elinin bu ara sıkışık olduğundan bahseder, destek isterdi.

Keyiflendi, tıraş olurken radyodaki şarkıya ıslığıyla eşlik etmeye çalıştı beceriksizce. Karısının bir önceki evlilik yıl dönümlerinde hediye ettiği ve bitmesin diye sadece özel günlerde kullandığı pahalı tıraş losyonundan birkaç damlayı, yanaklarına hafifçe vurarak sürdü. Gecenin tüm yaşanmışlığını tek başına sırtlanmış gibi görünen göz altlarına rağmen, gri gözleri hala parlıyordu. Isıtıcı kahve suyunun hazır olduğunu tiz bir bip sesiyle bildirdi. Lavabodan kirli fincanı alıp ılık suyla şöyle bir çalkaladı, iki kaşık dolusu neskafeyi içine boşalttı. Kahveyi boşverip bir bira açsa daha çabuk kendine geleceğinden emindi ama gidene kadar içmemeye karar verdi. Ayık kalacaktı ve yarım günlüğüne de olsa, yine üniversitedeki o herif olacaktı, yakışıklı, havalı, gözde Emin.

12 Mart, Antalya-Londra uçağı

bilmem neden bu sabah içimde bu şarkıyla uyandım

“Bir bahar günü barda” üzerine 2 yorum

Yorum yapın