Çatlak

” …

Annemin gözünden iki damla yaş süzülüp çenesindeki çukura kadar varıyor. Yanağındaki gözyaşının tuzlu izinde, artık hiçbir zaman oradan çıkmayacak olan öfkeyi ve çaresizliği görüyorum. Gözümü ve kulaklarımı kapatıyorum sımsıkı. Uzaktan gelen köpek seslerini ve gece böceklerini dinlemek istiyorum sadece. Duyduklarımı değil.

Yaz tatilinin çocuksu sevinci yerini ağır bir iç bunaltısına bırakıyor. Geldiğimiz bu kasabadan, sokaklardan, ılık yaz gecelerindeki ev içlerinden nefret ediyorum. İçimde, beş yıl önce bir Eylül gecesine kadar kendi halinde akıp giden hayatımızı darmadağın edenlere karşı, tarifsiz bir öfke var. O yıllarda cezaevlerinde yaşanan cehennemi asla unutmamaya ve o cehennemin kapı bekçilerini asla affetmemeye bildiğim tüm yeminlerle oracıkta ant içiyorum.

Gözümü yeniden duvara, boylu boyunca inen çatlağa dikiyorum. Süleymancıklar, karıncalar, bok böcekleri kolaylıkla girip çıkıyordur bu çatlaklardan. Onlarla bir içeri süzülüp, duvarda yok olduğumu hayal ediyorum. Ne var ki, ne içindeki ne dışındaki şiddetli mutsuzluğu ele veriyor bu bakımsız evler ve onların iki yüzlülükle örülmüş, görünmez duvarları. Yıllar sonra, buraların küf kokan nemli bir odaya dönmesini diliyorum. Yağmurda çatlaklardan içeri sızan sular, yılların biriktirdiği sevgisizlikle, gamla, kederle birleşip çökertsin bu duvarları. Hatta bir gün gelip tüm mutsuzluk kokan evler yıkılsın istiyorum.

…”

Çatlak adlı öykümden, Mart, Londra

Yorum yapın