45’lik

‘ Ayşe, yeni aldığı plağı, incitmekten çekindiği bir şey taşır gibi dikkatle pikaba yerleştirdi. Kolu nazik bir hareketle kaldırdı, iğne plakla buluştuğunda salonu dolduran sessizlik, yerini müziğe bıraktı. Şarkıyla birlikte içinde gün uyandı, yaşam belirtileri yeniden canlandı.Uzaktan da olsa denizi ve adaları görecek şekilde yerleştirdiği sarı koltuğuna oturdu. Bir
süre göğün nerede bittiğini, denizin nerede başladığını perdeleyen gri bulutları izledi. Kendine bir bardak çay doldurup epeydir kaynayan çaydanlığın altını kıstı. 45’lik plak sonuna geldiğinde, diğer yüzünü çevirmeye niyetlenmişti ki kapı çaldı. Düğmeye basmadan evvel birkaç saniye duraksayıp monitörden, kucağında koca bir demet papatyayla kendine el sallayan arkadaşına baktı.


‘Parola?’ 
‘Parola mı? Zıkkımın kökü!’  
‘Bravo! Bildiniz, içeri geçebilirsiniz.’


Asansör kata çıkana kadar kapıda oyalandı, koridordaki aynadan üstünü başını kontrol etti. Kırmızı puantiyeli pijaması ve tam tepesinde fıskiye gibi topladığı saclarıyla kendini komik buldu. Kırklı yaslara yaklaşan bir kadından çok ufak bir kız çocuğuna benziyordu hali. Ancak, yorgunluğu tozlu aynada bile apaçık okunabiliyordu. Yüzüne biraz renk gelsin diye
yanaklarını bir iki kez mıncıklayıp bıraktı…’

45’lik öyküsünün değişecek olan girişi, Londra

“45’lik” üzerine bir yorum

Yorum yapın