Benim sadık dostum TOTORO!

Londra’da istediğim her konserin, şovun, tiyatronun ilk beş dakika içinde ‘sold-out’ olmasına son derece alışkınım. Ancak konu Totoro olunca, geçen sene ilk gösterileri kaçırdığım için çok üzülmüştüm. Yeni show haberi posta kutuma düşer düşmez önlemimi aldım. Sağ olsun en az benim kadar Totoro düşkünü olan Ayça’nın da üstün çabalarıyla, biletler çıkar çıkmaz dört tanesini kaptık. 21 Nisan 2023’te aldığımız bilette gösterim tarihi olarak 10 Şubat 2024 yazıyordu.

Şunu belirtmek isterim, son beş senedir en fazla birer aylık planlar yapmaya özen gösteriyorum. Çünkü yaşamdaki en büyük alt-üst oluşlarımı uzun dönem planlar yaptığım zamanlar deneyimledim. Bu dünyada bana on ay öncesinden bilet alıp bekletebilecek çok az şey var, mesela Totoro.

The Royal Shakespeare Company’nin prodüksiyonunu yaptığı, Barbican’daki gösteriye giderken, ne yalan söyleyeyim bir orkestra ve projeksiyonla desteklenmiş bir müzikal oyun izlemeyi bekliyordum. Totoro gibi masalsı, büyüleyici bir filmin başka türlü sahnelenebileceğini hiç aklım almamıştı. Her ne kadar hakkında birkaç yazı okusam da -içerde fotoğraf çekmek de yasak olduğundan- görmek üzere olduğum şahaneliği hayal bile edememiştim. Oyunun başladığı an kendimi çok katmanlı, o büyüleyici dünyayı oluşturmak için bir araya gelip, bir başkası için parçalanan ve sürekli hareket eden bir setin içinde buldum. Hareketten kastım koşturmaca değil tam aksine sakin ve adeta bir çizgi romanın sayfalarını çevirirmiş gibi bir akıp gitme hali. Gösterinin tam kalbinde yer alan orkestra sayesinde müzik bazen tüm sahneyi domine edip yönlendiriyor, bazen de sadece meditatif bir fısıltıya dönüşüyordu. Kuklacılar aracılığıyla öyküdeki tüm canlılar, Totoro’nun ve Spirited Away’in vazgeçilmez Susuwatari‘leri (siyah kurumcuklar) ve hatta mısır tarlaları bile sahnedeki yerini almıştı. Tabi koca göbekli Totoro da! Kah tüm sahneyi dolduran koca gövdesiyle horlaya horlaya uyurken, kah yağmur altında şemsiyesiyle, gözlerinden ışık saçan Catbus’un gelişini beklerken, kah Satsuki ve Mei’yi kucağına alıp uçarken.

Prodüksiyon, orkestra, uyarlama, sahne tasarımına… ilişkin daha ayrıntılı bilgiye internette birazcık araştırmayla ulaşılabilir. Ben şu ana kadar gördüğüm en iyi işti diyerek bu bahsi sonlandırıp izlediğim şeyin benim için anlamına geleyim.

Bir semtten diğerine, bir şehirden diğer şehre ve nihayetinde ülkelerarası taşınmalar sırasında ve sonrasında en çok vazgeçmeyi öğrendim. Her değişen mekanla birlikte, biriktiriciliğime azar azar veda ettim. En son evimi kapatıp yirmi metrekare bir depoya sığmaya çalışırken ‘yangında ilk kurtarılacak’ olarak korumaya aldığım iki şey vardı: Ege’nin çocukluğuna dair sakladıklarım ve Miyazaki filmleri koleksiyonum. Bu arada tüm Miyazaki filmleri içinde en sevdiğim My Neighboor Totoro, ikincisi de Howl’s Moving Castle’dir. Diyeceğim Miyazaki kişisel tarihimde önemlidir; gençliğim, oğlumun çocukluğu ve ikimizin birlikte büyümesinin arka planıdır.

Totoro ise benim için onca kötülük arasında iyiliğe ve umuda sarılabilmek demektir. Dünyaya çocuk saflığında bakabilmenin mucizesi. Ki ancak o bakışla, canavar olduğuna kolayca ikna edilebileceğimiz şeyleri, sevimli arkadaşlara çevirebiliriz. Kaybettiğimiz bağları yeniden kurabilmek demektir. Ki ancak o bağlar sayesinde koca bir köy bir araya gelip kaybolmuş minicik bir kızı bulmaya çabalayabiliriz, canla başla. ‘Eskiden insanlarla ağaçlar çok iyi anlaşırlardı’ diyordu oyunda bir yerde, işte o ağaçlarla yeniden aramızı düzeltmek, doğanın büyüklüğü karşısında saygıyla eğilmektir. En nihayetinde, bir orman gibi kardeşçesine yaşamak demektir.

Böylesi değerli bir şeyi, içinde bulunduğum zamanda ve Londra’daki en sevdiğim çocuk arkadaşım Valdişko ile aynı kalp çarpıntılarıyla izlemek benim için unutulmaz, şahane bir deneyimdi. Oyunun tam ortasında bir yerde, Londra’da yaşadığımı şimdi iliklerime kadar hissediyorum diye düşündüm. Yaşadığımız şehirleri kent, bizleri kentli yapan nedir, bunu ayrıca yazmak gerek.

Yasak olmasına rağmen en arkada ve en üstte olmam nedeniyle iki sahnede fotoğraf çektim. Ancak onlar sadece kendi hatıralarımda yer almak üzere albümlerde benimle kalacak.

10 Subat 2024 için, Londra

“Benim sadık dostum TOTORO!” üzerine 2 yorum

Yorum yapın