Bekle beni

Kimseler öğretmedi bize, kalbin öyle söylendiği gibi yumruğumuz kadar olmadığını. Erkekleri, kadınları, dünyanın tüm çocuklarını, Berkin’i, Ali Ismail’i, Uğur Kaymaz’ı, misal kestane ağaçlarını, mis gibi açan portakal çiceklerini ve gingko biloba yapraklarını, hatta korktuğumuz hayvanları bile ve hiç korkmadığımız zürafaları ya da tüm kuşlar adına kızıl gerdanları ve sırf bütün bunları daha iyi görmemizi sağladığı için çirkin çerçeveli gözlüklerimizi, en çok da ‘evimize hafifçe kıvrılarak giden yolu’. Hepsini birden sevebileceğimizi söylemedi kimse bize.

Yüreğin tüm evren kadar ve belki ötesinde genişleyebilen, cömert ve verimli bir toprak olduğunu anlatmak işlerine gelmedi.

Ama biz ne yapıp ettik, dünyayı ancak kendilerine ait olana duydukları bencil sevgileriyle kurutup çöle çevirenlere rağmen, onlar adına onların sevgisizliklerinden de utanarak ve bunun yükünü de sırtlanıp omzumuza, devam ettik. Çiçeklenip tohuma durmaya ve tohumlarımızı ya da karahindibalar gibi tüylerimizi dünyaya saçmaya. Hem de el yordamıyla bulduğumuz bu yolda, kolumuzun uzandığınca, her yere.

Fakat bu sefer -ve belki de ilk kez- çok yorgun düştük bu yolda.

Bir çıkış yolu, bir ışık ararken, kış boyu toprak altında saklanıp baharı hissettiği an baş veren pencere önü çiçeği yol gösterici olmaya çalışıyor şimdi bize. Bu sefer de yetecek mi gücü bu umutsuzluk duvarını delmeye, bilemiyorum.

Dur bakalım çiçecik, hiç belli olmaz. Belki ansızın dirilir, yenileniveririz. Herkes dut yemiş bülbüle dönmüşken biz anlatırız, sesimiz yettiğince ve yok olana kadar bu alemden. Dünyayı olabildiğince ve hatta olabildiğinden fazla sevmenin ve cinsiyetsiz ve ırksız ve dinsiz aşkların kurtaracağını haykırırız.

Dünyayı saf güzelliğin kurtaracağını.

Londra

Red Head by Amedeo Modigliani  

“Bekle beni” üzerine bir yorum

Yorum yapın