Başlıksız

Babam geçende ‘İnsanın kalbi nerede atar?’ diye sormuş. Bence insanın kalbi o an en çok ağrıyan yerlerinde atar. İnsanın kalbi bazen yanıp duran midesinde, bazen tutulmuş omzunda atar. Sadece bununla kalmaz tabi. Çocuğu olanın kalbi misal, en çok çocuğunun yanındadır, parçalayarak içinden çıktığı yerler öyle yaralanmıştır ki zira, ölünceye kadar kapanmaz, ara ara ağrır o yaralar. Sonra kalp sevdiceği nerdeyse onun başucunda atar. Zaten onmaz bir kalp ağrısı değil midir aşk?

Yani yürek bu, zamansız, mekansız, bazen de hiç olmadık yerlerde, hülasa aklına estiğince ve birden fazla yerde atar. Dahası parçalanıp parçalanıp tümlenmeyi ve her şartta canlı kalmayı başarır.

Yarısı burdaysa kalbimin
              yarısı Çin’dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
             ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
her şafak vakti kalbim
           Yunanistan’da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp revirden el ayak çekilince
kalbim Çamlıca’da bir harap konaktadır
                     her gece, Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma:
                   kalbim…
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris…

Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor…

NHR

*Bahar yine depresyonuyla geldi, sürekli ve derin düşünmekteyim ama düşündüklerimi yazıya dökmekte çok zorlanıyorum. Ve okumakta, özellikle de okumakta. Yine de tüm direncimle yaşama karşı ufacık bir heyecan kırıntısı bulmak için çaba gösteriyorum. Maalesef… ve şimdilik gerçekten bir tek şey var elimde,
‘Bir kırmızı elma:
                   kalbim…’

Londra

Yorum yapın