Yeni Hayat Atölyesi

Uzun süren kışın bitimi ile Ceylan’ın kaygı bozukluğu tedavisinin bitimi aynı zamana denk geldi. Psikoloğu, başarısız olma korkusunun Ceylan’ı ele geçirdiğini ve onu hedeflerinin peşinde koşmaktan alıkoyan bir üşengeçliğe sürüklediğini tespit etmişti. Birlikte epeyce yol kat ettikten sonra terapisti, bundan sonrası için yaratıcı atölyelere ya da grup aktivitelerine katılmasını salık verdi ve çalışmalarını sonlandırdılar. Ceylan harekete geçmek konusunda ikna olmuştu olmasına ama, toplu aktiviteler kafasına yapmadı. Uygun bir kurs araştırmak da zoruna gitti, biraz eş-dost yoklaması yaptı, sonunda sıkıldı ve facebook’ta sürekli reklamlarını görüp durduğu “Hayat Atölyesi” adındaki kişisel gelişim programının birebir derslerine kaydını yaptırmaya karar verdi.

Şimdilik seanslara online başlayacaklardı. Ceylan hem terapiye hem ekrana alışkın oluğuna emindi fakat yine de toplantı öncesi bir heyecan bastı. Birkaç nefes egzersizi yaptı, video ayarlarından yüzüne hafif buğulu bir hava veren bir filtre seçti, yüzünün al al olmuş halinden memnun değildi çünkü, biraz daha uğraşıp ışığın en iyi geldiği açıyı buldu. Görüşmeye katıldı. Karşılıklı hal hatır sormalarla başlayan konuşma, mentörü Ayşin’in ona eğitiminden, yaşam koçluğu serüveninden ve son dönemde köpeğinin sağlığıyla ilgili yaşadığı sıkıntılardan kısaca bahsetmesiyle devam etti. Zorluklar karşısında koçların da bazen sıkıldığını, onların da kendi söküğünü ancak kendi eğitmenlerinden yardım alarak dikebildiğini öğrenmek Ceylan’a rahatlık verdi. Ne de olsa arızalarda buluşmak, ortaklıkların en iyi hissettireniydi.

“Öncelikle her danışıma baştan şunu belirtiyorum, hiçbir kurs ya da atölye iki günde mucizeler yaratamaz. Bizimkisi uzun soluklu bir çalışma olacak. Birlikte yavaş ama özenli bir yol haritası çıkartacağız. Öncelikle belli rutinler oluşturarak başlayacağız işe. Sen hangi konuda değişim istiyorsan, o konuya yoğunlaşacağız ve küçük hedefler koya koya ilerleyeceğiz.” İlk seanslarda Ayşin’in en çok vurguladığı şeyler, sabır ve süreklilikti. Bu ikisine danışanını ikna ettiği an içi rahat ederdi, sonrasında uzunca bir süre beraber çalışacaklarından emin olurdu. “Bu haftaki seansa senin ne amaçla böyle bir atölyeye katılmak istediğinden, kendinle ya da benimle ilgili sormak istediklerinden bahsederek yumuşak bir başlangıç yapalım istersen.” Ceylan kısa kısa geçmişte yaşadığı depresyondan ve son olarak da gördüğü anksiyete terapisinden söz etti. Daha fazla konuşacak bir şey bulamayınca Ayşin araya girdi ve “Senden seans bittiğinde kendine rahatsız edilmeyeceğin bir zaman dilimi yaratmanı isteyeceğim. Önüne bir kâğıt kalem alacaksın ve kendi hakkında ipuçları içeren bir metin yazacaksın. Bırak aklına geldiği gibi aksın gitsin metin ve düşüncelerini sakın sansürleme. Sonrasında istersen o kâğıdın fotoğrafını çekip bana yollayabilirsin” Bu sözler, Ceylan’a daha önce çalıştığı terapistleri anımsattığı için garipsedi biraz, yaşam koçlarının da terapistlere benzer yöntemler izleyebileceği hiç aklına gelmemişti. Hafiften burun kıvıracak oldu fakat arkadan havlayıp duran köpek ilgisini dağıttı. Bu sefer de köpeğin kendi koçluk seansında bu kadar ön planda olmasına sıkıldı, ama ona da renk vermedi. İlk seans bittiğinde, Ceylan kadının kafasını oldukça dağınık bulmuş ve köpeğine de gıcık olmuştu. Yine de onu ilk seansta hemen yargılamamaya ve ikinci bir şans daha vermeye karar verdi.

Görüşme biter bitmez, eline bir kağıt kalem alıp masasına oturdu. Uzunca süre boş boş baktı, yazdığı şey “Ayşin Hanım, merhaba” dan ileri gidemeyince, kalemini yeterince sevmediğine karar verdi. İçeri gidip kızının kalemliğinden aldığı bir avuç kalemi küçük post-itleri karalaya karalaya denedi, en sonunda mor renkli Stabilo’da karar kıldı. Bir süre daha ne yazacağını bilemeden öylece durdu ama sonra birden açıldı. Yazdı yazdı, hatta yazdıkça kendisinin bile farkında olmadığı mevzuların kâğıda dökülüvermesine hayret etti.

*

İkinci görüşmenin başlamasına çok az süre kalmıştı. ‘Hayat Atölyesi’nin kurucusu Ayşin, haftanın son seansına girecek olmanın rahatlığıyla sandalyesinde gerindi. Ormanda kimse görmeden midesine indirdiği koca kemik parçası yüzünden, defalarca hastanelik olan köpeği Rita, üst üste iki ameliyat geçirmişti ve her gün içmek zorunda kaldığı on beş ilaçtan sonra bedeni zayıf düştüğünden, Ayşin’in ayaklarının dibinde uyuyakalmıştı. O sırada ekranına “tınnng” diye düşen hatırlatma uyarısı, Rita’yı rahatsız etti, sesin ne olduğunu anlamak için tek kulağını kaldırdı. Ayşin hemen oturumu başlatmazsa köpeğin daha da huzursuzlanacağı hissine kapıldı, hızlıca linke tıkladı. Ekranın bir yanında da hafta içinde kendine yollanmış olan ve ilk kez şu an duyacağı metni açtı. Ceylan’dan okumasını istedi.

Ayşin Hanim, merhaba!

Bana kendiniz hakkında bir şeyler yazın deyince ne yazmalıyım diye epeyce düşündüm. İlk önce şunu belirtmek isterim, ilk konuşmamızda size kendimi “anaç” diye tanımlamıştım, bundan çok rahatsız oldum. Hayatta hep kaçmaya çalıştığım ve belki de hor gördüğüm, pişiren, besleyen, temizleyen, bakım sağlayan bir insan haline gelmiş olma ihtimalinden mutsuzluk duydum. İşten ayrılınca, çiçek bakmak, saksıda domates-biber yetiştirmek ya da ekmek yapmak terapi gibi gelmişti doğrusu, ancak bunların bir rutine dönmesinden ve dışarıya verdiğim “ev hanımı” görüntüsünden çok sıkıldım. Düşünün yaşamım boyu kendini eve ve çocuklarına adamış olan anneme benzememek için çaba sarf etmişim! Her ne kadar hala, evde yoğurt yapmanın değerli bir üretim olduğuna inansam da bir çevre mühendisi olarak insanlara tek vaadimin iyi kabarmış kakaolu kek olması, becerdiğim şeylerin gün geçtikçe azalıp azalıp en sonunda kek kabartmaya kadar gerilemesi beni deli ediyor. Hem çalıştığım vakitlerde, zamanını bu tip şeylere harcayanları çok sıradan bulurdum, şimdi de da bunu yapan kendimi çok sıradan buluyorum.

Ayşin, kakaolu keki okuyunca, dikkati dağıldı, sabahtan beri bir bardak kahve içmek dışında hiçbir şey yemeye vakit bulamadığını hatırladı, birden karnı guruldadı. Sözde son aylarda çalışma saatlerini azalttığı, kendine ve sağlıklı yaşamaya daha çok vakit ayırdığı bir düzen kurmak için uğraşıyordu. Ancak ne zaman her şey yoluna girdi diye düşünse, evde bir şeyler bozuluyor, araba arızalanıyor ya da hiç yoktan köpeği hasta oluyordu. “Ev sürekli öğüten bir makine gibi, teklemeden işlemesi için aralıksız beslemek gerekiyor” dedi içinden. Ayrıca faturaların da düzenli olarak ödenmesi gerekiyordu. Hele beklenmedik masraflar çıkınca, haftada üç gün çalışma planlarını sürekli ertelemek zorunda kalıyordu. Son birkaç haftada, köpeğin acil ameliyatlarından ve hastane ziyaretlerinden sadece madden değil, bedenen de çok yorulmuştu. Hiçbir şey yapmadan yatmak istediği halde yine ara vermeden çalışıyordu. Baktı bu şartlar onu çok zorluyor, kendine nefes aldıracak bir alan açmak için bir formül buldu. Normalde ilk görüşmede belirleyip rotasını çizdiği konular üstünden çözümlemler yaparak ilerlediği koçluk seanslarının yerine, klişe birkaç konu bulup Ceylan’a ödev vermeye karar verdi. Bu sayede Ayşin hem seanslardan önce hazırlık yapmaktan yırtacak, hem de ilgisinin başka yere kaydığını karşıdakine fark ettirmemiş olacaktı.Şu an okumaya başladıkları Ceylan’ın ilk ödeviydi ve bu ödevleri online seans sırasında birlikte okuyup çözümleyeceklerdi. Dikkatini tekrar metne getirip dinlemeye devam etti.

Belki de ben kekten kaçmaya çalışmıyorumdur Ayşin Hanım. Ben kendi çocuklarından başka her şeyi güvensiz bulan, sürekli sinirli ve gergin olan annemden ve onun yargılarından özgür olmak istiyorumdur belki. Geçen hafta mutfağa çekilip, kocamın arkasından söylenirken buldum kendimi. Hoppala ben annem olmuşum! Kurtulmak istiyorum Ayşin Hanım, hem bu tavırlarımdan kurtulmak, hem de annemi artık olduğu gibi kabullenip daha çok sevebilmek istiyorum.

“Olmak istemediği şeyi tespit ettiğine göre ne olmak istediğini daha rahat çözecek. Kendi kendine sorduğu sorular artarsa, bulanıklık açılacak” diye düşündü Ayşin. Ekonomi bitirip, üstüne işletme mastırı yaptığı halde, otuzlu yaşlarının sonunda yaşam koçluğu işine girmesi, sadece zamanın ruhuna göre paranın nereden kazanılacağını öngörebilme becerisinden değildi elbette. Onun en büyük kabiliyeti doğru insana, doğru soruları sormasıydı. Değişimin yeni yerlerden, yeni insanlardan değil yalnızca insanın kendinden geleceğini bilirdi. Yönelttiği sorularla, karşısındakine yolu açardı sadece, gerisi çorap söküğü gibi kendiliğinden gelirdi. Tıpkı akıp yolunu bulan su gibi, önünü aça aça giden iç dökmeler sayesinde, çözümler de çok geçmeden apaçık ortaya çıkardı.

Defterinin Ceylan yazan sayfasına kocaman bir yıldız koyup “Anneler-kızları- hesaplaşamamak” yazdı. Ardından “Kurtulmak istediğin tavırdan tamamen kurtulduğunu düşün, o zaman kalan kendini ne yaparken görüyorsun? Yani kurtulmak istediğin her şeyden tamamen arındıktan sonra gördüğün, olmak istediğin kim?” sorusunu Ceylan’a da yöneltti. Ceylan’ın afalladığını görünce, hemen yanıtlamasına gerek olmadığını ve okurken bir yandan da bu soru üstüne düşünmesini rica etti.

Eskiden arkadaşlarımla dertleşmeyi pek severdim Ayşin Hanım. Onlara sığınacakları, soluklanacakları bir dost olurdum. Ancak yaş kırka yaklaştıkça, hem de daha sakin, hırslarından arınmış, huzurlu bir insan olmayı başarmışken, bana bir haller oldu. Bu yumuşak tavrın beni hiçleştirdiğini, sakinliğimin başkaları tarafından silik biri gibi algılanmama sebep olduğunu hissetmeye başladım. Son dönemde maşallah, herkesin bir başarısı var, herkes güçlü kadın, herkes kişisel gelişim uzmanı… Ben neden herkese sürekli kendimi ispatlamak ve beğendirmek zorundayım? Herkes beni böyle kabul etsin ve sevsin, hatta herkes en çok beni sevsin istiyorum. Ama insanlardan çekiniyorum bir yandan da içimde bir yerde sürekli tekrarlayan ses diyor ki, kızım sende zayıflıklar var, bu nedenle insanlarla çok yakınlaşırsan o eksikleri görünce zaten senden uzaklaşacaklar. Ben de en iyisi uzak durayım hepsinden, ya da onlarda gördüğüm en ufak hatayı bile öyle büyüteyim ki, benden uzaklaştıklarında üzülmeyeyim diye düşünüyorum.

Ayşin ikinci yıldızı “Kendini sev, zayıflıklarını sev, en önemlisi hatalarınla barış” cümlesine koydu. Sorular kafasında ardı ardına belirmeye devam etti. “Bugün kendin için iyi bir şey yaptığını hissettiğin bir an bile yok mu? Örneğin ben her sabah olduğu gibi bu sabah da kalkıp cilt bakımı yapmayı başardım. Küçük mü, evet, başarı mı, evet. Biz kendi minik başarılarımıza odaklanalım” dedi. Ceylan bir süre daha sessiz kaldı ve sonunda ” Evet” dedi “Madem bu bile sayılıyor, ben de dişimi günde üç kere fırçalamayı hiç aksatmam mesela”

Ayşin’e daha geçen hafta katıldığı bir yemekte, içinde inceden bir küçümsemenin de tınladığı “Siz yasam koçları insanlara ne vadediyorsunuz ki bu kadar popüler oldu bu iş son zamanda?” diye sormuştu birileri. Bunu anlatmak için çok merak edenlere arkadaş tarifesinden indirimli bir tanışma seansı ayarlayabileceğini söylemişti Ayşin de sırıtarak. Aslında onun da kendine sık sık sorduğu bir soruydu bu. Bunu bir çırpıda anlatabilmek kolay olmasa da basitçe şöyle açıkladı. “Hani eskiden bir derdimiz oldu mu, hepimiz koşa koşa arkadaşlarımıza gider, hadi bir çay koy da azıcık dertleşelim, derdik ya. Bol sarılmalı, bol ağlamalı seanslarımız uzadıkça uzar, bu arada çay bardakları dolar boşalır, ardından biraya ya da şaraba geçilirdi. Bir bakmışız yumuşacık olmuş ruhlarımız, ferahlamışız. Peki şimdi? Yanında sızlanan arkadaşlarımıza tahammülümüz yok artık hiçbirimizin. Gerçi bunu da biz elbirliğiyle yaptık ve ‘enerjimizi düşüren insanlardan uzak durmak’ diye adlandırdık. Haydi diyelim derdini anlatacak arkadaş buldun, ya karşılığında gelen cevaplar? Kimisi, seninki de sorun mu canım diyip başlar kendinden bahsetmeye, öbürü her şeyi düşünme, teyzem de oğlundan çok çekti zamanında bak kanser oldu, gencecik yaşta gitti diye yangınını körükler…Benim insanlara vadettiğim tek şey var oysa; onları dinlemek. Negatiften uzak durayım diye herkesi derdi tasası ile yalnız bırakmış, sonunda kendi de yalnız kalmış bu insancıklara, parasını verdikleri müddetçe, uzun uzun anlatıp yaslanacakları bir omuz sunmak. Herkesin konuştuğu şu ortamda, sadece iyi bir dinleyici olmak” Ayşin’in bu konudaki marifeti yadsınamazdı; o kimseyi yargılamaz, karşılık hazırlamaz, dikkatini dağıtmaz ve gerçekten anlamak üzere kendini adayarak dinlerdi karşısındakini.

Bu arada bir de kızım var tabi. Ah Ayşin Hanım, bir kerecik onu ne kadar çok sevdiğimi anlasa ve beni çok sevdiğini söylese ne güzel olurdu. Onu da hatalarıyla, iyi yanlarıyla kendi haline bırakmak ve sorumluluğunu omzumdan biraz olsun atabilmek istiyorum. Kendi değerimin farkına varmak, içimdeki işe yaramazlık hissinden kurtulmak istiyorum. Acaba tüm bunlar çok mu zor?

Bu satıra kadar bana katlandığınız için size teşekkür borcum var. Ne dersiniz, benim kurtarıcım olur musunuz?

Ceylan

Ayşin son satırları duyduğunda durakladı, bu kez “Kurtarıcı olmak” yazdı elindeki kâğıda ve birkaç kez altını çizdi. Ceylan’a “Belki de en başta kurtarılmayı beklemekten vazgeçmek gerek” dedi. “Dünyayı kurtaracak güzelliğin çıkıp gelmesini beklemek değil, içinde olduğun durumu ve kendinde olanları tüm gerçekliğiyle fark edip, en yakınındakinin değişimiyle uğraşmak, iyiliğin, güzelliğin ta kendisi olmak gerek. Yani başkalarına el uzatarak kendi kendinin de kurtarıcısı olmak, bunun üstünde biraz düşünebilir misin Ceylan?”

“Kurtarıcı olmak elimde mi?” diye aklından geçirdi bir kez daha, Ayşin. O sırada gözü vazodaki sarı çiçeklere takıldı, nasıl da bir gecede açıvermişlerdi. Dün marketin girişinde, köşede atılmayı bekleyen solgun sarı çiçekleri görüp iyicelerinden iki demet alınca, bu sarı çiçekleri kurtarmış olmuyor muydu misal? Sonra, geçen akşam köşeyi döndüğünü fark etmeden ona çarpan adamdan özür dileyerek, adamı ona çarptığı için kötü hissetmekten kurtarmıştı. Hafta başındaysa, elde kalan malzemelerle, ilk kez turşu kurmayı denediğinde hem kavanozu hem de lahanaları çöpe gitmekten kurtarmıştı. Bir gömleğin düşen düğmesini geri dikerek düğmeyi kaybolup gitmekten, gömleği de giyilmez hale gelmekten kurtarabilirdi insan. Cebindeki fındık fıstıkla beslediği güvercini bir süreliğine yemek aramaktan, pencere önünde çok üşüdüğünü gördüğü mor çiçeğini kaloriferin yanına koyarak soğuktan, karşı çatıda gördüğü sincap çatı arasına kaçınca bu sırrı kimseye söylemeyerek onu başkalarının ilgisinden kurtarabilir. Dünyanın dertleri kendi iç sıkıntılarıyla bir olup olanca güçle bastırınca göğsüne, hüngür hüngür ağlayıp göz pınarlarını kurtarmış olursun biriken gözyaşlarından. Dokunduğu, iyileştirdiği her şeyin onu bir kahramana dönüştüreceğini, bir gün onların da dönüp kendisini iyileştirmeye yardım edeceğini düşündü Ayşin. Çiçekleri kokladı “Tıpkı dün atılmaktan kurtardığın bitkinin bugün tüm sarı çiçeklerini senin için açtırması gibi.” diye geçirdi içinden. Hayat Atölyesini kurmakla iyi bir iş yaptığına bir kez daha ikna oldu.

Bu sefer kafası karışmış görüntüsü veren taraf Ceylan’dı. Ayşin ona, konuştuklarının üzerine düşünmesini ve diğer görüşmelerinde cevaplar üstünden daha net ilerleyebileceklerini söyleyerek, o günkü seansı sonlandırdı. Okuduğu maile okundu manasında mavi bir yıldız koyup ‘Ceylan’ dosyasına taşıdı ve bilgisayarını kapattı. O sırada hafifçe kafasını kaldırmış, tek gözüyle Ayşin’i kontrol etmekte olan Rita, onu aynı bıraktığı pozisyonda, sandalyeye tünemiş halde görünce rahatlayıp uykusuna geri döndü.

**

Ceylan, ilk seanstan sonra oturup Ayşin’e yollayacağı yazıyı yazmış, kontrol etmek için tekrar okursa cesaretinin kırılacağından korkarak, hemencecik gönder tuşuna basmıştı. Ardından gelen “gönderildi” uyarısını görür görmez içinden bir ton ağırlık kalktı gibi hissetmişti. Az önce biten ikinci seanstan ise kafasında pek çok soru işaretiyle çıktı. Aslında Ayşin’in konuşulanları çoğunlukla kendi istediği yere çektiğini ve çaktırmadan konuları hep o çerçevede ele aldığını fark etti. Fakat aynı zamanda, kadının sorduğu sorular zihninde şaşırtıcı şekilde karşılıklar buluyordu. Kafasında tarttı, hesap yaptı, düşündüğünden daha kısa sürede, çok hızlı yol alabileceğine karar verdi. “İyi ki buldum bu kursu, sonuçta başlar başlamaz ise yaradı, üstüme şimdiden bir ferahlık geldi” dedi. Her ne kadar, bu uzun soluklu bir iş diye başladılarsa da çalışmaya, belli ipuçlarını ve kadının tekniğini çabucak kapabilirse, atölyeye çok uzun devam etmesine gerek kalmayabilirdi. Bu durumda elinde kalan paranın üstüne biraz daha ekleyip, direkt kendi koçluk eğitimini alırdı. Sonra gelsin müşteriler, gitsin danışanlar! İlk derslerinde müşterilerine o da kedisinden bahsederdi. Sonra kendi kendine nasıl koçluk yapılabileceğinden, terzi misali dikilen söküklerden falan konuşurdu. Aylardır ilk kez içinin sıkıntısından değil, hayal kurmaktan uykuya dalamıyordu o akşam.

***

Birkaç ay sonra Ayşin telefonunu eline alıp, instagramı açtığında, önüne “Yeni Hayat Atölyesi” adıyla bir reklam düştü. İsmini neredeyse birebir kopyalamış olan bu sayfayı merak etti, uçuşan mavi kelebekler olan profil fotoğrafında bir ipuçu bulamadı. Açıklama kısmında yer alan linke tıkladı, hakkımda sayfasına girip, ellerini önüne kavuşturmuş, koca kemik gözlükleriyle kendine gülen fotoğrafın altındaki ‘Ceylan Cansız’ ismini okudu. Bu aylar önce kurtarıcısı olduğu Ceylan’ın ta kendisiydi.

Londra, Temmuz-Eylül ‘23

Yorum yapın