Sussak da mı anlatsak…

Doksanlı yıllarda ülkemizde hem kızlar hem erkekler arasında Amerikan traşı furyası başlamıştı. Kimi gençler aralarında bu saç kesim şeklinden “Tavuk götü” diye bahsederlerdi. O günlerden birinde, ortaokula devam eden kuzenim, saçını kestirmeye karar verir, ancak kuaföre göt demeye utandığından içini bir telaş sarar. Çözümü “tavuk şeyi” demekte bulur ve alışmak için, içinden tavuk şeyi, tavuk şeyi diye diye yola koyulur. O tedirginlikle kapıdan girip koltuğa oturur ve “Acaba saçımı Şey götü modeli kesebilir misiniz?” deyiverir.

O hesap ben de kafamda ne tasarlasam, bazen tam tersini yapıveririm. İçimdeki fırtınalardan bahsetmemek için çok konuşurum da misal, üstüne en çok konuşacak meselem olduğu konularda üstüme suskunluk çöküverir.

Şimdi yine böyle bir dönemden geçiyorum, kafamın içi dışarı çıkmaya çalışan düşünceler, cümlelerle dolu. Soğuk hava enerjimi emdiğinden mi, biraz da -evet abartma diyeceksiniz ama- Antalya seyahatinin tam göbeğime fırlattığı taşın dalgaları henüz sönümleniyor olduğundan mıdır, bir türlü susacaklarımı susamıyor, konuşacaklarımı dökemiyorum.

Bir de herkesin sus pus olduğu ortamlarda, kendimi sorumlu hissedip pat diye aklıma ilk geleni söyleyerek, boşluk doldurma çabam var, şimdi ona hiç girmeyeyim.

Yerinde konuşkanlıklar, üretici suskunluklar dileğiyle!

hava ayaz mı ayaz, Londra

Yorum yapın