Pencere önü yazıları- 6

Yaşamıma son on yıldır dahil olan alerji ataklarından biri ile uyandığım bir sabah. Ancak ona bile dikkatimi veremeyecek kadar düşünceyle doluyum. Daha çok iç monolog benimkisi. Yazıya döksem bölük-pörçük sayıklamalar. Olsun, bu enerji geldiği zaman, ne kadar yorucu olsa da, iyi hissediyorum. O zaman tohuma durmuş semizotu bile gözüme bir başka görünmeye başlıyor. Verimlilikle sonuçlanmasa da fikirler içre olmak güzel.

Dün öğle vaktinde tam yürüyüşe çıkmıştım ki, yağmur bastırdı. Ömer de gelsene beraber yemek yiyelim demişti. Geciktirmemek adına Londra’nın meşhur sprey yağmuru altında hızlı hızlı yürüdüm. Elimde sadece kafamı sudan o da yarım yamalak koruyabilen bir şemsiye, bir teli kırılmış, ikincisi sallantıda. Yemeğe varmadan köşede bir yerde vedalaştım onunla, azıcık ıslanmak, sürekli kırık bir tarafı elle düzelterek yürümekten daha iyi. İlişkiler geldi o zaman aklıma, sürünüp duran , iki tarafa da hiçbir olumlu katkısı olmayan ama sürekli dikkat ve emek gerektiren ilişkiler. İnsan kendini yağmurdan koruyormuş gibi yapan uyduruk şemsiyelerden kurtulduğu gibi böyle kırık ilişkilerden de kurtarmalı. Hakkını veremediğimiz arkadaşlıkları serbest bırakmalı. Kendimizi de.

güneş mi o, Londra

Yorum yapın