Ekim ayıyla birlikte, alıştığımdan en az yarım saat erken kalkmaya ve sabahları defterime en az üç sayfa yazı yazmaya karar verdim. (Daha doğrusu konuyla ilgili okuduğum kaynakların ilk önerisi olan bu eylemi düzenli yerine getirmeye karar verdim.) Bugün ilk gündü, buraya not düşmek istedim. Bu sefer pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ne kadar aksini iddia etsem de içimde azimli ve ödevini yapmadığında -yapamadığında- ya da yaptığı mükemmel olmadığında kendine ve tüm okula küsen bir Özlem var.
Günler iyice griye dönmeye başladı. İflah olmaz bir yazcı olmama rağmen sonbaharı da sevmeye başladım. Çok klişe olacak biliyorum ama gençken ilkbaharı seven gönül büyüdükçe sonbahara düşer oldu. En azından ikisi de bahar.
Okuduğum tüm kitapları bıraktım ve birisi bitmeden diğerini okumama kararı aldım. (Sesli kitap hariç.) Kafamda okunanlar, dinlediklerim, izlediklerim bir çorba halini aldı ve yaratıcılığa yardım etmeyi bırak zarar vermeye başladı. Beynimin kış sebzelerinden yapılmış bir kazan çorba gibi.
Bugün yalnız bu kadar darılmayınız. Yarın yine gelirim hoşçakalınız.
Ekim 1, Londra
