Pencere önü yazıları-4

Sakince evde oturmalık bir sonbahar günü. Ara ara çıkıp kaybolan güneşin eklikçiliğinde, pencere önünde vakit geçiriyorum. Bir o yana bir bu yana koşuşturan bulutlar, tersine aceleci. Onlar yağmuru çekiştirip getirmeden, evden çıkıp markete yürümeye karar veriyorum. Keşke aynı mesafede güzel bir kitabevi olsa, orada kitap okuyup çay içsem. Ama yok. Bir emekli aktivitesi olarak meyve alışverişi yapmaya gidiyorum.

Caddenin daha az gelişmiş, daha bakımsız yönüne doğru yürüyorum. Üniversite binasından sonra, cümbüş iyice artıyor. Çin, Hint ve Türk marketleri, sağlı sollu. Ufacık, kepengi açılarak girilen bir dükkan. İçerde namaz kılmaya gelenler var. Yol boyunca üç engelli genç görüyorum, biri annesiyle, ikisi yalnız. Bizim buralarda yaşlılar, engelliler ve sokak delileri görünür durumda. Bizim oralardaki gibi kapalı kapılar ardına saklanıp yok sayılmıyor. Bazı dükkanların içinden ve bazı insanların yüzünden garibanlık akıyor. Bazısı tekinsiz. Yine de tehdit altında hissetmiyorum kendimi, temkinli bir güven hissi içindeyim.

Her zaman gittiğim markete değil, dün arkadaşlar arasında fiyat performans oranı övülenene gitmeye karar veriyorum. Bir emekli aktivitesi olarak market fiyatları konuşmak… Olsun, iyi oldu, yolum daha da uzadı. Yoksa, optimum fayda hesapları sevmiyorum, gönlümden gelene göre yol tutmayı seviyorum. Dönüşe geçmeden büyük Türk marketine uğrayıp Öncü marka karışık salça alıyorum. Annem duymasın, katkılı şeyler yemeyelim diye bize paket hazırlamakla kendini helak ediyor. Söz anne, çok az kullanacağım bu salçadan…

Dönerken, eskiden çok bilinen, şimdilerdeyse ancak ucuzcu bir puba ev sahipliği yaparak ayakta kalabilen haşmetli sinema binasının önünde, müzik yapımcısı Tom adına konmuş bankı fark ediyorum. Seyyar meyve-sebze standının sandıkları olmasa, bugün de oraya bakmadan geçer gider, bankta yazana dikkat etmezdim. Tıka-basa organik meyve dolu bez alışveriş çantam kolumda, artık meyvelerden iyicelerini ayıklamaya çalışan yaşlı kadını görüp aynı soruyu kendime soruyorum: Adaletin bu mu dünya.

Caddeden sıkılıp arka sokaklara dalıyorum. Nedense giderken aklıma diğer yollara sapmak, egzoz ve araba gürültüsünden kaçmak gelmez hiç. Az ilerde, ufacık bir saksıda, çocukluğumun akşam sefaları. Sevdiğim gibi fuşya olanlardan değil ama, beyaz. Olsun, eskiden yaptığım gibi minik siyah zeytinlere benzeyen tohumlarını topluyorum. Kaybetmemek icin kotumun minik cebine koyarken, orada olduklarını unutacağımdan eminim. Minik bir bahçem olsa oraya atardım tohumları. En azından arka penceremde, her bulduğum şeyi ektiğim bir deneme saksım var. Unutmadan bunları da oraya gömüp baharı bekleyeceğim.

Köşedeki evin duvarında kara bir kedi, kendinden emin sokağı süzüyor. Sincap ve tilki görmek olağan, kedi görmek olağandışı bizim mahallede. Stadın karşısıdaki kavşağa grandad yazılı bir çiçek takı bırakmışlar. Onunla da kalmayıp, her yeri çiçek tarlasına döndürmüşler, fotoğraflar, anı yazıları. Ölümün çorak, kapkara yüzünü, böyle rengarenk kaplayarak alt etmek ne güzel bir baş etme şekli. Yasın bile dünyayı güzelleştirmeye çalışan bir şekli var demek ki…

El yapımı masif bir sehpa ile karşıdan karşıya geçiyor adamın biri. Ardından iki kişilik iskandinav koltuk taşıyan iki kişi daha. Eskiden beğenmezdim bu renk ahşabı, ancak incecik işlenmiş şeyler hoşuma gidiyor artık. Yakınlarda bir antika pazarı açılmış olmalı, kaçırmışım.

Bizim sokağa döner dönmez içim ısınıveriyor. Ataköy’de otururken de anayoldan sola saptım mı aynısını hissederdim. Kozamı böyle büyütüyorum ben: içim, en yakınlarım, evim ve sokağım. Doğduğum şehir gibi bu şehir de belki benden olana dönüşür bir gün. Pek ihtimal vermesem de en azından iyimser bir umut etme halindeyim.

Evimiz bahçeli olmadığı için ve hatta epey küçük olduğu için şikayet etmek aklıma bile gelmiyor. Anahtarı çevirip dünyama sesleniyorum. “Hello…Ben geldim.”

en fazla iki okuyucusu olan kara kaplı defterim, Londra

Jeff Wall, A Sudden Gust of Wind (after Hokusai), 1993
Katsushika Hokusai, Ejiri in Suruga Province (Sunshū Ejiri), c. 1830–32

* Görseller Tate instagram sayfasından.

Yorum yapın