Oralarda, buralarda

Saat 4.39. Xanax’a rağmen uyandım. Yarım daha içsem tekrar gelir mi uykum? Kolum uyuşmuş, yan döndüm. Sol tarafımı yokladım, o yana yattım mı çarpıntım artar hep, bu sefer olmadı, aniden ter de basmadı. Aman canım bir şey olmazmış azıcık terlemekten, kalp çarpmasından, bunların hepsi strestenmiş, psikolojikmiş. Tırnakta yirmi yıl önce çıkan sedef de, bu mide yangınları, omuz ağrısı da…Asıl mesele şuymuş, kaygı bozukluğu olanlar için ekstra kaygı demekmiş, en yakınını bile gerçekten bir şikayetin olduğuna inandıramamak. Tekrar sağ yanıma döndüm, böyle daha rahat. Hava aydınlanmamış daha, storun aralık yerinden görüyorum, sabah kuşları ötüyor yine de. Yorganın içinde ama kendi dışımda, derin nefesler alıyorum, dışardaki sesleri ruhumun içine dolduruyorum, beynimi biraz olsun sustursunlar diye… Telefona bakmamalıyım, telefona bakarsam uyuyamam, uyuyamazsam tüm gün sersem gibi gezerim. Ne olur canım bugün de az uyusam. Nasılsa, iş yapmış gibi görünmek için iyi olmasını zerre kadar umursamadığın insanlara, birkaç mail atılacak sadece. Hi, I hope you are doing well…Kind regards. Sonra artık alışkanlık edindiğim gibi bazı yeni iş başvuruları. Dear Sir/Madam, I am looking forward to…Sincerely.

Telefona bakmamalıyım, telefona bakarsam uyuyamam ama bir şeyler okursam belki işe yarar. Kaç kez okuduğumu hatırlayamacak kadar çok okuduğum öykülerden birini açayım. Akşama da çok işim var, bavulumu bile hazırlamadım daha. Eksik listesini gözden geçireyim çubuk tarçını yazdım mı? Burada da var çubuk tarçın, her şey var burada, çok şükür. Olsun, ben oradan alayım yine de hem fazladan bagaj hakkim var. Dönüş uçağı Pegasus’tan, hiç de güvenmiyorum ya onlara. Dur bakalım git önce, dönüşü sonra dert edersin. Arabayı da alan dışında teslim edecekler ama diğerinden bin lira ucuz canım, iyi oldu. Oğlanın amfisini kabine alırken sorun çıkartmazlar umarım yahut indiğimde gümrükte çapsızın biri bu nedir diye durdurmasın da. Bir ineyim de nasıl olsa hallederiz sorun olursa. Halleder miyiz sahi? ‘Valla midem ağrıyor şu amfiyi taşıma işinden.’ ‘Anne benim de uykularım kaçıyor, sen stres yaptıkça.’ Kaçar oğlum kaçar, miden de ağrır, başın da. Takma. Bunların hepsi strestenmiş, psikolojikmiş, öyle diyor doktorlar, hem de hep bir ağızdan. Takvime işledim mi doktor randevularını ve de kitapçı, arkadaş, saç boyama. Burada da var doktor, kitapçı, kuaför. Her şey var burada, çok şükür. Arkadaş? Onu geç, onu karıştırma.

Uyandığımda yataktan kalkmak için en az üç saatim vardı, şimdi en fazla bir. Oğlum küçükken sabahları uykumu döktüm anne, diye uyanırdı, uykum bitti. Belki benim de uykum bitmiştir bu gecelik. Belki dökmüşümdür bir ömürlük uykularımı zamanın birinde.

Hava aydınlandı, storun aralık yerinden gökyüzünü görüyorum, tuhaf, sarı bir renk. Başka vakit olsa kar topluyor derdim ama şimdi şiddetli yağmur yağıyor. Kar yağmaz. Şemsiyeleri almayı unutmayalım, bereleri de. Zaten öksürüyor canımın içi, iki hafta oldu, geçmedi. Kar gibi yağan yağmurlardan bu, hem kulak ağrıtan hem de ayak ıslatan. Yağ be yağ, daha ne kadar yağacaksın, Mart’ın biri geldi işte.

Önümüz bahar.

Sonumuz çiçek.

bir mart, Londra

Come and See, directed by Elem Klimov, 1985

“Oralarda, buralarda” üzerine 2 yorum

Yorum yapın