…Gregorius karşıya, Bern şehrinin Tarih Müzesi’nin sivri kulelerine, yukarıdaki Gurten Tepesi’ne ve aşağıya, buz yeşili sularıyla Aare’ye baktı. Sert esen rüzgâr alçaktaki bulutları Gregorius’un başının üstünden sürüklüyor, şemsiyesini ters döndürüyor, yağmuru yüzünde kamçı gibi şaklatıyordu. Köprünün tam ortasındaki kadını o sırada gördü. Dirseklerini parmaklığa dayamış, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında mektuba benzeyen bir şey okuyordu. Kâğıdı iki eliyle sıkı sıkı tutması gerekiyordu. Gregorius yaklaşınca kadın kâğıdı ansızın buruşturdu, elinde top haline getirdi ve bu topu sert bir hareketle boşluğa fırlattı. Gregorius gayriihtiyari adımlarını hızlandırmıştı, kadınla arasında birkaç adımlık mesafe kaldı. Kadının solgun, yağmurdan ıslanmış yüzündeki öfkeyi gördü. Bağırıp çağırarak boşalacak, sonra da uçup gidecek türden bir öfke değildi bu. Şiddetli, içedönük bir öfkeydi, kadının içinde uzun süredir usul usul tütüyor olmalıydı. Kadın kollarını iki yana gerip parmaklığa dayadı, topukları ayakkabılarından dışarı kaydı. Atlayacak. Şiddetli rüzgâr Gregorius’un şemsiyesini elinden kopardı, köprünün parmaklığının üstünden aşırtıp savurdu; Gregorius içi defter dolu çantasını yere attı ve yüksek sesle küfretti, bu küfürlerin aslında onun her zamanki kelime dağarcığında yeri yoktu. Çantanın ağzı açıldı, defterler ıslak asfalta döküldü. Kadın arkasına döndü. Islanan defterlerin renginin koyulaşmasını birkaç saniye kımıldamadan seyretti. Sonra mantosunun cebinden bir keçeli kalem çıkardı, iki adım attı, Gregorius’a doğru eğildi ve onun alnına birtakım sayılar yazdı.
“Özür dilerim,” dedi Fransızca, soluk soluğa ve yabancı bir aksanla, “ama bu telefon numarasını unutmamam gerekiyor, yanımda da kâğıt yok.”
….
Lizbon’a Gece Treni- Pascal Mercier
Romandan uyarlanan aynı adlı filmi izlediğim ve çok etkilenmediğim için yıllardır elimde olduğu halde okumadığım bu kitaba daha ilk sayfalarından çarpıldım. İlk bölümün tamamını alıntı yapmamak için kendimi zor tutuyorum ve belki de bugüne kadar okuduğum en iyi metin diyerek herkesin okumasını diliyorum.
Demek ki zaman doğruydu veya ben okuduklarıma vurulacak günümdeydim.
Her neyse, en sıkıcı yolculukları bile güzel kılan edebiyat, sağ ol. Var ol.
uçuştan uçuşa