Kutu Kutu Pense

Dış kapıdan çıktığında, yan komşusuyla burun buruna geldi. Hazırlıksız yakalanmıştı; önceden fark etse, gelen postaları kontrol ediyormuş gibi yapar, biraz oyalanırdı. Ama artık çok geç.

“Günaydın Mary Hanım, bugün nasılsınız?”

“Günaydın,” Gülümsemesi içten ama mesafeli. İyiymiş; hava yağmadığı için bugün şanslıymışız. Torunu mu? Neredeyse bir yaşına gelmiş.

Zaman gerçekten hızla akıp gidiyor. Sekiz yıl mı oldu buraya taşınalı? Onca zamandır bir kerecik olsun, sohbet ederken istemsizce koluna dokunuvermedi bu kadın. Ne ilgisiz ne de laubali; hal hatır sorarken kalıp cümleler kullanır, vurgu yaptığı kelimeler bile değişmez. Hep aynı ölçülü samimiyet. Doğu ve Batı’nın ete kemiğe bürünmüş hali gibi iki kadın. Bir arada durmanın yolunu öğrenmişler…

Aşağı doğru hafifçe kıvrılan, yan yana dizilmiş üç katlı evlerden oluşan sokak bugün hareketli. İskeleler, teslimat kamyonları, altyapı çalışmaları… Üst üste. Büyük bir merakla, ama yakalanmamaya çalışarak, yol hizasındaki pencerelerden evlerin içini dikizledi. Çiçekli pencereler, İsa heykelcikleri, güneşte kalmaktan bandı gevreyip gevşemiş, bir köşesi boşlukta sallanan “Black Lives Matter” kartonları… Hayret, bu yıl Cadılar Bayramı için çok az ev süslenmiş. Sadece onun değil, bütün dünyanın keyfi kaçık olmalı… Yine de gidip köşedeki çılgın evi kontrol etmeli. Her yılbaşı ve Cadılar Bayramı’nda evlerini baştan aşağı ışıklarla donatan o insanlar… Bu şaşaadan dolayı, Amerikalı olduğunu düşündü. Buraların insanının aşırılıkla pek işi olmaz.

Köşeyi döndüğünde, sarı kapılı ev tam karşısında. Kafasını geçici boyayla maviye boyamış genç baba ve pembe kovboy şapkalı anne; çocukları okuldaki partiye yetiştirmek için evden çıkmak üzereler. Elleri kolları dolu. Kimsenin yüzünde yorgunluk, bıkkınlık ya da endişe yok. Sevinçleri gözle görülür hale bürünmüş, tüm sokağı aydınlatıyor. Kendi çocuğunun ilkokul halleri, ödev teslimleri, gösteri günleri gözünde canlandı. Muhtemelen son dakika haberdar edildiği için geç vakte kadar hazırlık yapmış; işinden zar zor izin almış, kafasında birkaç gün sonra ödenecek faturalar… Yalnız bir anne olmanın yanında bir de kadın olmanın istekleri, ihtiyaçları…Uykusuz ve kaygılı ama heyecanlı da bir yandan. Kimse tek başına kaldırabileceğinden daha fazla yük yüklenmemeli. Geçmişle ilgili üzüldüğü tek şey belki de bu; bazı anların -özellikle çocuğu ile olanlar- doya doya hakkını verememek. Cebinde, bir de herkeslerden gizlemekle uğraştığı, kaygılar taşımak. Hayır, pişmanlık değil bu, değiştirilemeyecek olana duyulan bir özlem, bir serzeniş.

Yürüdü, deniz kenarına vardı. Ufka bakan sıra sıra modern apartmanlara baktı. Kendini ele veren cam cepheli evlerden, kıçı donlu çocukların koşuşturmasını, şimdiden televizyon önüne oturmuş yaşlıların yalnızlığını izledi. Kendi evi ufacıktı. Evin içinde dağınıklığı gizleyen dolaplar, dolaplar içinde kimsenin göremediği çekmeceler, çekmece içlerinde başka kapalı kutular vardı. Kendi evi, anahtarları iç içe kutulardan hangisine sakladığını unuttuğu, içine dönük, kutu gibi bir evdi.

bu sabah, Londra

Old Houses in Krumau, Egon Schiele, 1914

“I know there is one in a thousand who lives with love for people, animals, plants, and things, who perceives the organism of all things, who sees in the inner life of plants and in their countenance the living breath of their faces.” E.S.

“Kutu Kutu Pense” üzerine bir yorum

Yorum yapın