“…
Kahvaltıyı düşününce midem kazındı, dün akşamdan beri hiçbir şey yemediğimi hatırladım. Önünde el sallayan gel-gel balon adamı olan benzinliğin marketine girip top kekle, çubuk kraker almalı. Şişme amcayı mı kırayım, girerim içeri, sonra kasadaki kız, halimdeki dalgınlığı fark edip, nasılsınız hanımefendi, diye sorar.
“Hiç sormayın vallahi, yağmurda arabayı kaydırdım, verilmiş sadakam varmış, öyle diyorlar, hafif atlatmışım. Bu durumda iyiyim yani.”
Herkes ilgilenir benimle, geçmiş olsunlar, ahlar-vahlar havada uçuşur.
“İşe mi gidiyordunuz, acil değilse oturun size bir kahve ikram edelim.”
“Yok işe gitmiyorum, sevgilimle buluşacaktık, o heyecanla gaza fazlaca basmışım. Adam evli olunca zor oluyor tabi, böyle gizli saklı buluşmalar, gidip gelmeler filan…Hem vakit de kaybetmek istemiyor insan.”
Yaaa…O suratlarınız böyle allak bullak olur işte. Az önce bana acıyanlar, çevremde dört dönenler, ne oldu? Birden doksanlardan kalmış bu benzinliği, Yeşilçam filmi setine döndürürdünüz.
“Adama bak, besbelli metres tutmuş kendine, bu kadın da onunla dost hayatı yaşıyormuş…” Az evvel benzin alan gencecik kadına, sırf şortu biraz kısa diye ağızlarının suyu akıp hallenmemişler sanki.
“Evli adamı ayartmış bir de utanmadan konuşuyor ahlaksız karı. Kaza yapmış hayıflanıyor, oh olsun sarı çıyan seni!”
Vazgeçtim, sizin her yanından ikiyüzlü taşra ahlakı akan leş benzinliğinize girmiyorum be! O krakerlerin de çıtırlığı kalmamıştır zaten, kim girsin sizin çiş kokulu dükkanınıza!
…”
tekrar yazmaya koyulduğum öykümün bir yerinden alıntı, Londra
