Kanadı gümüşten martı

Zaman, olmasını istemediğimiz şeyleri hızlıca oldururken, beklediğimiz şeyleri de uzattıkça uzatıyor.

Bize seçme şansı bırakılmadan aralarına fırlatıldığımız ailemize bile bir noktada sırtımızı dönebiliyorken, zamanın kafasına göre takılan, umursamaz eşlikçiliğinden bir türlü kurtulamıyoruz. Peşinden koşsan şımarır, unutsan kapris yapar, başına buyruk bir sevgili sanki. Hiçbirimiz Benjamin Button olmadığımıza göre, sürekli aleyhimize akıp giden ve bizi yaşlandırmak suretiyle yıpratan da bir eşlikçi bu.

Yeter, vakit tamam demir alalım kaptan, dediğinde de ne acı, sana ayrılan zamanın sonuna gelmiş oluyorsun. Kapanış.

Bir kitapta okudum, aynı zamanda paralel hayatlar yaşadığını düşünerek katlanıyordu kahramanlardan biri, başına gelen ya da gelemeyen türlü şeye. Belki de en kolay yol bu.

Misal şimdi bir martı geçti kafamın üstünden, gri, yoğun bulutların arasında birden güneş parladı ve martının kanatlarına düşürdü ışığını. Gümüşten bir kuş olup kayboldu martı, o ağır griliğin arasında.

İşte o martı benmişim, karnımdaki sızı geçmiş, yolunu beklediğim iyi haber gelmiş. Kanatlarımı olanca açıp uçmuşum soluksuz, tam dört bin kilometre.

Belirsizlik ve şüphe yerini huzurlu, aydınlık ufuk çizgisine bırakmış.

* Dip not: Biraz uzanıp film izleyeyim, belki uyuklarım, belki kafam dağılır ve vakit de hızlı geçer dedim, ilk sahne şöyle açıldı:

“Soğuktu ve yağmur çiseliyordu. Belki de insan için yaşamanın tek bir zamanı var; şimdiki zaman. Bellek, dünü bugüne taşır. Dünü, bugünü, geleceğin düşünü bir arada yaşarız. Zaman bir bütündür. Leyla’nın bugün yaşadıkları gibi. Hepimizin yaşadığı, yaşayabileceği gibi. Bugün yakalanan, tamamlanan, boyutlanan, kaçırılmış dün ve duygular ve güzellikler ve zamanın bütünlenişi.

Ev, Londra

“Kanadı gümüşten martı” üzerine bir yorum

  1. Ne güzel anlatmışsın Özlem. Zaman bu sefer tüm sızıları geçirir umarım. Kimimiz paralel evrenlerden, kimimiz cennetten, kimimiz gece yattığımız rüyalardan medet umuyoruz. Başka türlü akmıyor zaman.

Yorum yapın