11 yıl önce Ataköy’de, 7 yıl önce Londra’da kar yağıyormuş. Sosyal medya, kişisel günce olarak bazen işe yarıyor. Bugünlerde kar yok, fırtına etkisini tam kaybetmedi. Ömer dört günün sonunda, atlattığı gribi bana geçirdi. Güne C vitamini ve Nurofen ile başladım. Antalya’ya gitmeme 5 gün kaldı. Normalde seyahatlerden birkaç hafta önce sosyalleşmeyi bırakırım, çünkü pimpirikliyim. Oysa geçen haftalarda önce RIBA’daki The Colin Rowe Lecture Series: Kenneth Frampton etkinliğine, sonra da Matthew and Atlas’ın Neon 194’deki konserine gittim. Bu sefer iki etkinlik de Ömer’in seçimiydi. İkisinden de ziyadesiyle memnunum. 90 yaşındaki bir mimarın hiç teklemeden yaptığı sunum, her şeyden öte daha uzun yıllar üretken kalma umudu verdi bana. Uzun zamandır canlı canlı müzik dinlememiştim. Bu özlemimi Matthew and Atlas gibi kaliteli bir grupla gidermek çok keyifliydi.
Oğlum telefonda, “Gelince evi süsleyecek miyiz?” diye sordu. Benim yılbaşlarında süsleme yapmayı atlamayacağımı bilir. “Elbette,” dedim. Şimdilik annemin evinde devam ediyor rutinlerimiz. 2025’ten ilk dileğimi, oğlumun telefonunu kapattıktan sonra yaptım:
Denize yakın bir yerde, penceresine ışıklı süsler asacağım bir ev getirsin bize bu yıl.
Aralık ortası, Londra