Diyalog

Hep habersizken çekmişsin fotoğraflarımı, diyor kadın. Uyurken mesela kaşlarımı çatıp uyuduğumu bildiğin halde, hem dip boyam da gelmiş. Bir avuç kara üzümü hop diye ağzıma attığımda, nefessiz kalmışım burun deliklerim iyice büyümüş, sonra kamburum çıkmış çiçek açsın diye domateslerin kulaklarına fısıldarken. Birkaçında dersteyim, iyice gözlerimi kısmışım, ekrandan öykü okumaya çalışıyorum, son derece miyop ve üstüne de bir buçuk derece hipermetrop gözlerim yüzünden iyice belirginleşmiş göz çevremdeki kırışıklıklarSil bunları.

Senin her halini seviyorum ben.

Sen sevsen de her halimi, ben sevmiyorum diyor kadın.

Bir Yunan arkadaşı, birinin evinde ayakkabısını çıkarttığında çırılçıplak hissettiğini söylemiş kadına, onu anlatıyor, benimkisi de o hesap gözaltı morluklarımı, saçımın beyazını paylaşmak hoşuma gitmiyor kimseyle, diyor.

Ben kimse değilim ki.’

Kadın, bir zamanlar fırtınalar estirirdim diyor.

Yine estiriyorsun neyin var ki?

Girdiği her ortamda bakışların nasıl ona döndüğünü hatırlatıyor kadın. Göze çarpanlar sınıfından, varlığı ile yokluğu bir olanlar sınıfına geçmekte olduğunu kabullenmek belli ki biraz zaman alacak. Tamamen görünmez olduğu vakitler de gelecek oysa bir gün. Gençliğinin yavaşça elinden kayıp gidişini biraz telaşla, biraz da hüzünlü bir kabullenişle izliyor kadın.

Aslında beş kilo fazlam var diyor kendine inceciksin dendiğinde kadın. Bu halim ne ki, eskisi gibi bakamaz oldum buralarda kendime, diyiveriyor sık sık, yeni tanıştığı insanların iltifatları karşısında. Aslında utandığından ve ne diyeceğini bilemediğinden aslında. Söylediğinin bazılarınca onaylama isteği gibi yorumlanacağını da bile bile ve yine de. Elinde olmadan.

Kendini bildi bileli bunca okuyor-yazıyor hatta çiziyor kadın, öğrenmek isteğiyle dolu. Kendini bildi bileli ayrıca, yakasına taktığı kuşun rengiyle, çorabının rengi birbirine uysun istiyor, eşofmanını sadece spor yaparken giysin ve saçlarının dalgası tam kararında kıvrılıp öyle uçuşsun istiyor. Evrendeki tüm canlılara ayrı ayrı özen göstermek gerektiğine inanıyor. Bunu yapmak övgü vesilesiyken, aynı özeni kendine, vücuduna ve dış görünüşe göstermenin birileri tarafından hala hafiflik ya da zayıflık olarak yaftalanmasına asla anlam veremiyor. Bu tedirginliğin neden yaşatılageldiğine de.

Neyse zaten her şey için çok geç diyor, kadın, cildimin parıltısı gibi hayatın cıvıltısı da soldu ve kimse renklerin uyumunu da önemsemiyor artık.

‘Sen aldırma kimseye, insan nasıl iyi hissediyorsa öyle yaşamalı. Hem sen istemesen bile var olduğun sürece içindeki cıvıltı sana eşlik edecek’

İnsan nasıl iyi hissediyorsa öyle yaşamalı haklısın, diye onaylıyor kadın.

Sen zaten sarhoş bir balık
bir topal martı ben de…

ne umdum ne yazdım, Londra

Fotoğraf: Ben, Vigeland Park, Oslo, 2015.Heykel: Gustav Vigeland – Man and woman inside ring.

“Diyalog” üzerine 2 yorum

  1. Yeni yazını okumakla keyiflenen bir cumartesi sabahı. İnsan kendini sevmeyi her seferinde baştan öğrenmeli galiba. Beş kilo fazlayken, kırışıklıkları artmışken ya da kara üzüm yerken :) Görünmez hissettiğinde de fotoğraflar ve yazılarda görünür olacak. Özenli insanlara ama daha çok kadınlara bayılır ve kendime değilse bile onlara özenirim :) Eşofmanla sinemaya da gidilir belki :)

Yorum yapın