Bol virgüllü yedi cümle

Haftalıkları yazmaktan vazgeçtim. Film okuma ustalarının ciddi dersler verdiği, kitaplar üzerine konuşma klüplerinin peynir ekmek gibi sattığı bir ortamda, izleyip okuduklarımın, duyup gördüklerimin dilimde bıraktığı tadı, göğüs kafesimde bıraktığı hoş sadayı amatörce anlatmak, pek anlamlı bir iş gibi görünmemeye başladı, sonra da hevesim kaçtı. Nasılsa İMDB listelerim yerinde duruyor, okuduklarım raflarda ve belleklerde. Belki bu da bir dönemdir geçer, yine başlarım o zaman.

Bir seyden vazgeçince, yeni seyleri düşünmeye de ekstra zamanın oluyor. Misal bu ara, cüret etmek nerde başlar, haddini bilmek ne noktada aleyhte işlemeye başlar, cesur olan mı ipi göğüslüyor yoksa işinde en iyi olan mı, ya da hepsi yalan, bütün mesele ne kadar çok -işe yarar?- insan tanıdığın mı diye düşünüp duruyorum. Hele tüm bu karışıklıkta, insanın içinde taşıdığı adalet terazisi nasıl dengede kalıyor sorusu yok mu, kafamı fena halde kurcalıyor.

Pazar gecesi iç dökmesi, Londra

*Fotoğraf uzun zamandır keşfettiklerim köşesinde heyecanla duyurulmayı bekleyen Marcus Cederberg’in. Instagram hesabı şurda.

Yorum yapın