Aslında bu yoktu, içimden geldi

Dün çok konuşan, hatta hayatını konuşarak kazanan bir arkadaşımızın yine online bir sohbetine denk geldik. İki insanın kendi arasında yaptığı boş muhabbetlerin bile binlerce dinleyici bulduğu bu ortamda, Ömer’e “Acaba konuşmayı bu kadar çok seven insanların ağızlarını on dakikalığına bantlasak ne olur?” dedim. Bunun üstüne fantastik bir öykü yazdık birlikte. Ben, sonu patlamak suretiyle ölüme varan kurgumuzdaki tutarsızlıkları tek tek bulup çürütünce, öykünün ölü doğumu da gerçekleşmiş oldu. Ki her zaman demek istediklerimi çok net ifade edemesem de, özellikle eski arkadaşlarım arasında, konuşkan biri olarak bilinirim. Bu halimle bile insanlardaki susmaksızın konuşma aşkına gerçekten hayret ediyorum.

Buna benzer bir de insandaki sosyalleşme aşkı var. Sosyalleşmeden kastım, evlerde, parklarda, bir araya gelip içkili, çaylı sohbetli, gülmeli ağlamalı, gerekirse küsmeli tartışmalı içten buluşmalar değil. Hatta daha dün Kumru’m nasılsın diye sorunca söyledim, bilmem ki nasılım, tek bildiğim eski bir dostumla baş başa sohbet etmeyi özledim… diye. Benim hayret ettiğim, insanların sürekli olarak ve farklı farklı insanlarla takılma, her gün ve günün her saatinde farklı bir etkinlik yapma, her şeyi elinden alınmak üzere olan bir çilekli pasta gibi, hunharca tüketme motivasyonu. Böyle insanlara bazen gıpta ettiğimi de itiraf edeyim, ne yiyip içtiklerini, aldıkları vitamin takviyelerini filan gerçekten merak ediyorum. Acilen bana da anlatın şu işin sırrını.

Yoksa yaklaşan Easter tatili için uzunca bir tren yolculuğu yapmayı, deniz kenarında yürümeyi, uzun zamandır gezemediğim birkaç müzede, sevdiğim bir tablonun önünde sessizce on dakika geçirmeyi ve koltukta birkaç klasik film izlemeyi planladığım için kendimi yine uzaylı gibi hissedeceğim.

*Bu belki başka bir yazının konusu ama, bu yaşa geldim, insanın cevresindeki hemen herkesle aynı samimiyetle arkadaşlık kurabilmesine ve aynı sevgi ifadeleri kullanarak bunu gayet rahat dile getirebilmesine- ve enerjisine de- anlam veremiyorum hala. Ki yine, sevdiğim insana bunu ifade etmekte ve sevildiğini hissettirme konusunda oldukça becerikli ve cömertimdir. Neyse, sevgili Canım dediklerim, canımı almadan önce durun, size bir şey itiraf edeyim. Bilin ki elimin parmakları kadarsınız ve canım demek benim için o kadar hafif bir şey değil. Bu da demek ki size gerçekten kendimi yakın hissediyorum. Yine bilin ki, her birinize ve tek tek özenerek seçtiğim özel kelimelerle canım diyorum. Asla koca bir gruba değil.

aslında bu yoktu, içimden geldi, Londra

Yazıya destek canımın içi Ömer aracılığıyla Virginia Woolf’tan geldi.

“Aslında bu yoktu, içimden geldi” üzerine bir yorum

  1. Tesadüfe bak ben de bugün konuşmak üzerine yazdım. Benimki daha çok konuşabilene özenmek eksenindeydi. Senin yazın da çok hoşuma gitti. Sevgili Virginia’mızın bu lafını bilmiyordum, çok sevdim :)

Yorum yapın