Zaman Beklemez

Cumartesi günü bizim mahalleye Pinhani geldi. İlk birkaç albümlerini, mütevazılıklarını ve Akın Eldes’ini sevdiğim bir grup olduğundan ayrıca pek çok kez Kadıköy sahnede canlı performanslarını izleyip beğendiğim için, hiç düşünmeden bilet aldım. Dediğim gibi buraya taşındığımdan beri, ara ara sadece kendi dilimden müzik dinlemek istiyorum. Nedendir bilmem. Genel olarak konserden ve senelerdir önünden geçip gittiğim konser mekanını görmüş olmaktan oldukça memnunum. Fakat Avrupa’da verilen bazı konserler, bir şekilde “Türk gecesi” kıvamında sonlanıyor. Belki bu da, benim kendi dilimden şarkıları daha çok dinlemeye başlamamla aynı mantıktandır. Hani Pinhani’nin türkü albümünün olduğunu da biliyoruz. Hal böyle olunca, “Zaman Beklemez”i dinlemeyi beklerken sahnede zurna öne çıkıverince bize de yavaştan eve dönmek düştü. Zaten iki- üç gündür halsiz ve rahatsız olduğumdan biraz erken yatıp dinlenmek istiyordum. O sırada hafta sonu Brooklyn’den Londra’ya gelen Aslı ve Berk evde bizi bekliyordu. Aslı’yı ilk gördüğümde lisedeydi neredeyse on beş yıl olmuş, bir nevi elimde büyüdü desem yeridir. Hem İTÜ’de okuyup hem sahne fotoğrafçılığı, sanatçı menajerliği vb gibi işler yaptıktan sonra, şimdi yıllardır Amerika’da mimarlık yapıyor. Berk’i de belki New York Greenwood Mezarlığında Çalışan Türk olarak izlemişsinizdir :) Neyse, sayelerinde sakin evimize renk ve ses geldi.

Bu vesileyle, benim sol hoparlörü patlak, yukarı tuşu bantla tutturulmuş eski Mac’imi de yeniledik. Ancak henüz İngilizce klavyeli alette Türkçe yazmaya alışamadığımdan emektar bilgisayarımla yoluma bir süre daha devam edecek gibiyim.

Benden haberler bugünlük bu kadar.

bu yaşımın son haftasında güneşle, Londra

Yorum yapın