Yap

Bugün dinlediğim söyleşide; projeleri-düşünceleri-lafı bırakıp bir an evvel uygulamaya geçmek gerektiği üzerine konuşuluyordu. ‘YAP’manın önemi yani.

Son atölye döneminin ilk günlerinde, yazmayı planladığım altı öykünün taslağını çıkartmıştım. Yazmak istediğim meseleyi bulmak benim için en önemli mevzu olduğundan, ‘gerisi kolay, nasıl olsa yazarım’ diye düşündüm. Sonrasında bütün dönem, o taslakları nasıl en iyi şekilde yazabilirim diye kıvranmakla geçti. Olsun, kafamda altı öykü vardı ya, hafta sonu hemen yazıverir yollardım. Oysa tüm boş -ve dolu- zamanlarım, tamamlayamadığım bu öyküleri düşünerek ve bitiremediğim görevler sebebiyle günü kendime zehir ederek geçti. Bir yanda yapacağın şeyi planlamış olmanın hafifliği, bir yanda bir türlü bitiremediğin bir işin ağırlığı. Bazen düşünerek, bazen beğenmeyerek, bazen de gerçekten içimde yaratma enerjisini bulamayarak geçen günler. Son derse geldiğimizde, elimden sadece iki (buçuk) öykü çıkabildi. Ne diyeyim sıfırdan iyidir ya, keşke altı öykü çıksaydı da eli ayağı düzgün olmasaydı.

Her neyse…Bir süre ara verip dinlenecek ve vicdan azabı çekmeden okuyup-gezecek olma fikri şu an bana iyi geliyor. Vakit hem dinlenme hem de daha üretken günler için, az düşünüp çok yazma (kısa-uzun önemsemeden) vakti.

Demleniyorum.

havanın on dört derece olduğu bir yaz gününde, Londra

Yorum yapın