Sokaktan uzak, bulutlara yakın

Bir koşturmacanın içine girip yuvarlanıyoruz bir süre. Sonra sütliman oluyor ortalık. O kadar ki sıkıntı veriyor.

Misafirler ağırlıyor, misafirler yolcu ediyoruz. Sonra yine baş başa kalıveriyoruz iki kişi ve avucumuzda paramparça yüreğimiz.

Azalan pencerelere alışıyoruz. Azalan pencerelerdeki bitkileri azaltıyoruz. Azalan pencerelerde azalan bitkilere alışıyoruz.

Atmaya kıyamıyoruz yeşillikleri, daha küçük saksılara pay ediyoruz. Kökleriyle hem birbirine hem de bir avuç toprağa sımsıkı bağlanmış naneyi görünce, hayata tutunduğumuz pamuk ipliğinden utanıyoruz.

Konfor alanına sığınan tanıdıkları, cesarete davet ediyoruz. Onları sarıldıkları illüzyondan çekip çıkarmak için çabalıyoruz. Gerçek konfor budur diye, önümüze çıkan ilk parkta özgürce cıvıldaşan çocukları gösteriyoruz. Konfor nedir, zenginlik nedir, sükunet nedir, uzun konuşmalar yapıyoruz aramızda.

Yan bahçede asılı çamaşırlara bakıyoruz. O an bize, rüzgarda salınan bembeyaz nevresimler en büyük zenginliktir gibi geliyor.

Olanları olmayanlardan ayırıp birleştirip, yepyeni bir dünya kuruyoruz. Ellerimizle yıktığımız konforlu alanı emek emek yeniden inşaa ediyoruz.

Bugünlerde sokaktan uzak bulutlara yakın, yaşayıp gidiyoruz.

en uzun gecenin ertesi, Londra

Yorum yapın