Pencere önü yazıları-8

Koşuşturmalı günlerden sonra yalnızlığa ve durmaya ihtiyacım oluyor. Birkaç gündür çoğunlukla evde zaman geçirdim. Bu sabah köşedeki Fransız kafesinden baget almaya giderken sonbaharı fark ettim. Yolumu uzatıp rotamı parkta kısa bir yürüyüşe çevirdim. Mahallenin, yaprakları kırmızıya en erken dönen ağacını biliyorum, dönüşte ona uğramalı.

Parkta az çocuk var, kuşların cıvıltısı onlarınkine baskın geliyor. Dökülen yaprakları dikkatlice inceledim, eve götürmek için birkaçını seçmeliyim. Kuruyacaklarını ve evde aylarca durduktan sonra toz topladıkları için atmak zorunda kalacağımı bildiğim halde, bu sene de renklerine vurulduklarımdan bir avuç toplayacağım. Şeylerin geçiciliği…Bunu bile bile onları sevmekten vazgeçmemek ve bitişinden hüzün duymak. Ama bu hüzünü de sevmek. Tam güz mevsimine uygun kavramlar.

Hayalimdeki evrende, yapraklarını döken onlarca ağaç ve yapraklarını dökmeyen iki büyük ağaçla çevrili evimde, biriktirdiğim plakların arasından güne en uygun olanı özenle seçerek başladığım günler var. Bir de kendini bu kadar acımasızca eleştirmeyen ben…

Hava karardı, yağmur yağmadan eve varmalıyım. Yolda bir haftada baştan ayağa kırmızılarını giymiş küçük ağacıma bir selam çaktım. Biliyorum iki saat sonra güneş açacak ve tüm gün güneşli geçecek.

Biliyorum her şey geçici.

bütün ağaçlarla uyumuşum, Londra

Yorum yapın