“Düğün” ve paylaşma cömertliği

Eskiden sevdiğim insanları çok kıskanırdım, daha çok kız arkadaşlarımı ama. Ben nasıl üstlerine titriyorsam onlar da öyle karşılık versin, derdini de sevincini de ilk benimle paylaşsın isterdim. Çünkü benim için dostluk en kırılgan halini bile paylaşabilmek ve karşındaki kişinin hiçbir ortamda bu halini sana karşı kullanmayacağından emin olmak demekti. Kah ideal kavramlara inancımı kaybettiğimden, kah Ömer’le hayatıma daha çok giren sükunetten ama en önemlisi de büyümekten, artık kimseleri kıskanmıyorum. Zaten dünyanın bir köşesinden dostlarıma yetebilmem de her zaman mümkün olmuyor. Artık bu tip kıskançlıkların yerini gıpta ettiğim, ne güzel keşke ben de yapabilseydim dediğim haller aldı çoğunlukla. Bir de başkası yerine sevinmeler. Kendimi çok yakın hissettiğim insanlar, özellikle de ortak bir hayalimizi gerçekleştirince, en az kendim yapmış kadar mutlu oluyorum. Koşulsuz. Herkes duysun onları, herkes görsün istiyorum, emeklerini paylaşmak istiyorum, belki kendi yaptıklarımdan bile çok.

Geçen hafta, insanlık için minicik benim içinse çok büyük bir olay oldu ve bir öyküm Edebiyatist dergisinde -hem de basılı olarak- yayınlandı. En önemli hayallerimden birine kavuştuğum için mutluluğum tarifsiz. Bunun gerçekleşmesine vesile olan insanlara kalpten sarılıyorum. Tuhaftır ki bu durum coşkunun yanında bir de aydınlanma getirdi bana: Başkasının sevincini paylaşabilmenin erdemi ve cömertliği. Herkesin iki dakika durup düşünmesini isterim. İnsan bir arkadaşını içtenlikle tebrik edemiyor ve onun sevincine ortaklık edemiyorsa gerçekten tamamlanmış bir insan mıdır? Ego yaratım için kaçınılmaz bir gereksinim, bu tartışılamaz. Ama birbiriyle yarışmanın hiçbir şey kazandırmadığı, tam aksine cesaretlendirme ve dayanışmayla gelişebileceğin ve ortak amacına fayda sağlayabileceğin bir ortamda bu kadar egosantrik olmak kime yarar?

Herkesin kendini olduğu haliyle sevebildiği, başkasında olana kıskançlıkla değil takdirle bakabildiği, “ne var ki ben de yaparım” yerine, “ne güzel, demek ki olabiliyormuş, şimdi ben de deneyeyim” diyen topluluklarda yer aldığı, insanca bir yaşam diliyorum.

Ne de olsa Hıdırellez, her şeyi dilemek serbest.

Hıdırellez’24, Londra

““Düğün” ve paylaşma cömertliği” üzerine 2 yorum

  1. Aslında çok da güzel oluyor bu elenmeler. Kim gerçekten yanında onu görüyorsun. Esas kötü gününde yanında olanlara bak derler ya, belki de tam tersi. Üzülmek pasif, sevinmek ise aktif bir eylem. Üzüntüyü çoğu insan paylaşabilir ama sevinci ııh.

  2. İnsan kendi gibi biliyor herkesi. Doğrusu, kendine en yakın olanlar yetiyor zaten yaşamı güzelleştirmeye. Üstü kalsın.

Yorum yapın