Oralarda, buralarda

Saat 4.39. Xanax’a rağmen uyandım. Yarım daha içsem tekrar gelir mi uykum? Kolum uyuşmuş, yan döndüm. Sol tarafımı yokladım, o yana yattım mı çarpıntım artar hep, bu sefer olmadı, aniden ter de basmadı. Aman canım bir şey olmazmış azıcık terlemekten, kalp çarpmasından, bunların hepsi strestenmiş, psikolojikmiş. Tırnakta yirmi yıl önce çıkan sedef de, bu mide … >> Devamı

Nasılsınınızı nasıl alırsınız?

– Nasılsın, iyi misin? Hanidir sesin çıkmadı, seni çok merak ettim. – Nasılsın, iyi misin? İçimden geldi, öylesine sordum. – Nasılsın, iyi misin? Sana dönemedim, çok meşgulüm de şu ara. – Nasılsın, iyi misin? Senden bir şey rica edecektim… – Nasılsın, iyi misin? Ben çok kötüyüm valla. – Nasılsın, iyisin di mi? Aman seninki de … >> Devamı

Bazen olmuyor

Bazen ne yapsan olmuyor, içindeki ırmak akmıyor, kelimeler saklandıkları yerden çıkmıyor, yeni bir şeye başlayacak halin kalmıyor, eskisini bitirmeye de gücün yok. Ağzına musallat olmuş bir küf kokusu, ne yesen içsen, o keskin ama karaktersiz tad dilinde. Bazen ne yapsan olmuyor. Sen yatağına uzanıp, rüzgarı ve teneffüse çıkmış okul çocuklarının bağrışmalarını dinleyerek hayatta olduğunu hissetmeye … >> Devamı

Bir dünya yük

Bazen koca bir kitap okumak gerekmez, günlerce düşünmek ya da zihnin oradan oraya koşuşturmasını tetiklemek için. Dört kelimeden oluşan bir cümlecik bunu başarır. Dün, yıllar önce tesadüfen IKSV Salon’da bir konserin ön sanatçısı olarak dinlemek dışında, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığım Kalben’den şöyle bir cümle duydum: ‘İnsan olmanın derin suçluluğu’ Bu cümle bana sürekli … >> Devamı

Diyalog

Hep habersizken çekmişsin fotoğraflarımı, diyor kadın. Uyurken mesela kaşlarımı çatıp uyuduğumu bildiğin halde, hem dip boyam da gelmiş. Bir avuç kara üzümü hop diye ağzıma attığımda, nefessiz kalmışım burun deliklerim iyice büyümüş, sonra kamburum çıkmış çiçek açsın diye domateslerin kulaklarına fısıldarken. Birkaçında dersteyim, iyice gözlerimi kısmışım, ekrandan öykü okumaya çalışıyorum, son derece miyop ve üstüne … >> Devamı

Cemre

Ilk Cemre havaya düşmüş. Yedişer gün arayla suya ve toprağa da düşecek. Sonrası bahar. Baharın kesin yok ama acaba cemrelerin milliyeti var mı? Londra

Haftalık-6

Ben de biliyorum işin ucu epeyce kaçtı, sana haftalık denecek hal kalmadı. Ancak hiç kimsenin okuyup ilham almadığı bir sanat-sepet ajandası yayınlamaya motivasyon bulmak, her geçen gün zorlaşıyor. Bu sefer de aylık oldun sevgili haftalık. Ama direnmeye devam, eninde sonunda rutinimize döneceğiz. Bu ödev yarım kalmışken başka yazılara da geçemiyorum bir türlü, o sebeple durmak … >> Devamı

The Old Oak

Bizim Ken Loach aşkımızı kimse sorgulamasın! I, Daniel Blake’i tam Londra’ya göçmeden önce Ömer’le sinemada izlemiş ve finalde birbirimize sarılarak hıçkıra hıçkıra ağladığımız için uzunca bir süre koltuktan kalkamamıştık. Tabi bir yandan da biz ne yaptık böyle, nasıl bir cehenneme gidiyoruz diye düşünmüştük. Ciğer sökücü yönetmenimiz bu sefer, İngiltere’nin kuzeydoğusundaki yoksul, eski bir madenci köyüne … >> Devamı

Benim sadık dostum TOTORO!

Londra’da istediğim her konserin, şovun, tiyatronun ilk beş dakika içinde ‘sold-out’ olmasına son derece alışkınım. Ancak konu Totoro olunca, geçen sene ilk gösterileri kaçırdığım için çok üzülmüştüm. Yeni show haberi posta kutuma düşer düşmez önlemimi aldım. Sağ olsun en az benim kadar Totoro düşkünü olan Ayça’nın da üstün çabalarıyla, biletler çıkar çıkmaz dört tanesini kaptık. … >> Devamı

Eklektik

Geçen sabah işe yürürken, yine bisiklet terörüne maruz kalınca, çocukluğumda kendime ait bir bisikletim olmadığını, bisiklet kullanmayı da bir Temmuz sıcağında, emanet bir bisikletle, amcamların bahçesinde öğrendiğimi hatırladım. Bu sebeple, arada kiralayıp pratik yapmaya çalışsam da, bir türlü günlük işlerini bisikletle gören bir insan olamadım. Oğlum ilkokulda üçüncü bisikletini eskitirken, ona bu hikayeyi anlattığımda benim … >> Devamı