Görünmeyeni Seçenler ya da Dönüşü Muhteşem Olacaklara

Tek başına “hikayenin” varlığı bile kahramanı güzelleştirmeye yeter bi’ şeyken, kendi yazdığınız hikayede yahut başkalarının hikayelerinde baş kahraman olmak çok güzel. Sosyal medya sağ olsun, neredeyse her gün başka bir kahramanlık duyar olduk; burayı fethetmeler, oradan başarı ile dönmeler, şurada çok sevilmeler. Bir de görünmez kahramanlar var oysa, zaman zaman, kendi rızasıyla ya da zorunda … >> Devamı

Beklerken

Eski bir arkadaşım ‘yaratıcılık için öncelikle tok bir karın gerek’ derdi. Yaşam boyu açlık sınırında-fakirlik içinde kıvranan büyük sanatçıları düşününce, önermesinin pek doğru olduğu söylenemez. Ama yine de kendi lügatında ‘tok karnın’ rahat bir kafaya karşılık geldiğini varsayarak, söyleminde ufak bir haklılık payı olduğunu kabul edebiliriz sanırım. Neyse ki yaratıcılık hakkında çok daha derin ve … >> Devamı

Az

I. “Bana az vermeyi öğretmemişler ki. “Yok” kavramını iyi bilirim de, varken vermemek hiç anlatılmadı. Sevmemeyi (hatta nefret etmeyi) anladığımda epey küçüktüm, ama az sevmeyi bilmem, bilemem. Çocukluğuma dair en erken hatırlayabildiğim hikaye, çok sevdiğim minik bir arı üzerinedir mesela. Ufacıktım, camdan bir arı girmişti, ben onu çok sevmiştim, daha da çok sevebilmek için arıyı yakalamaya karar verdim, avucumun içine alıp onu sevgiyle … >> Devamı

Ölüm Varsa Bu Dünyada Zulüm Var

-içimden geçenlerin kısa özeti, devamı gelecek- Gazetelerin hala okunur olduğu ve Pazar kahvaltılarında keyif çayının yanında olanca tembelliğiyle yerini aldığı yıllarda, en çok dikkatimi vererek okuduğum bölüm, ölüm ilanlarıydı. İlanları okurken, o insanların nasıl bir hayat yaşamış olduklarını tahmin etmeye çalışır, öyküler kurardım kafamda. Hepsi bitince, sıra bana gelir, başka başka kişilerin, kurumların ve tanıdıkların ağzından kendi ölüm … >> Devamı

Fark Ettim ki

Birkaç ay önce Ataköy sahilinden geçerken, fark ettim ki sahildeki tüm boşluklar beton bloklarla dolmuş. Taşındıktan sonra geçen bir buçuk yıllık sürede belli ki canhıraş bir yağmaya – cep doldurma işine girişilmiş ve  epey de hızlıca yol alınmış. Bulduğumuz her “boş”luğu doldurma güdümüz, boşluk doldurmacalı eğitim sistemimizden mi? Daha çok içimizdeki boşluklarla baş etmeyi, onları doldurmayı … >> Devamı

Sayıklamalar-I

  Radyodan hiç şarkı tutmamış kendine ya da aşık olduğu kadınla ortak şarkısı olmamış insanlar var bu dünyada. Yağmura şemsiyesiz çıkmamış, ağzını açıp yağan karları yutmaya çalışmamış, mezun olduktan sonra neredeyse hiçbir eğitim almamış, mesleği ile ilgili bir etkinliğe katılmamış, hani uyduruk birkaç seminere dahi gitmemiş ve hatta doğru dürüst kitap bile okumamış insanlar var. … >> Devamı

Fasulyeler

Antalya’nın semt pazarları meşhurdur ve bu pazarlarda her şey oldukça taze ve ucuzdur. Neredeyse her gün farklı bir semtte kurulan semt pazarlarının en zor yanı, dolaşırken, pazar arabalarından ve teyzelerin arabalardan kalan yeri iyice dolduran koca popolarından kurtulabilmektir. Bu pazar arabaları, ergonominin ruhuna fatiha okutan fonksiyonsuzluğu ve sevimsizlik abidesi, kaba saba tasarımı sayesinde, bu güne … >> Devamı

Sırdaş II

Merhaba, ben Deniz. Yirmi üç yaşıma gireli henüz bir hafta oldu. Günlerimi size göre boş ancak kendimce çok mühim işlerle geçiririm. Dalgaları saymak, yaprak toplamak, sokağın sesini dinlemek, gelen geçenin yüzüne bakıp ne iş yaptığını tahmin etmek gibi.  Evdekiler sabah başlayıp gece yarısına doğru biten sokak mesaime ilk başta telaşlanmıştı ama artık alıştılar. Belki sessiz ve derinden … >> Devamı

Yaşamak, Biriktirmek, Paylaşmak

Sanırım hayata geliş amacım biriktirmek. Çocukluğumda peçete, pul, sakız kağıdı ile başlayan, konser, sinema, uçak biletlerine evrilen “biriktiricilik” hikayem, artık anı biriktirmek çizgisinde sürüyor. Yaşamda her türlü ilişkinin, biriktirmek üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. Yaptığımız işler, kurduğumuz dostluklar, sevgilimizle ilişkimiz. Her biri için, elimizde, beynimizde, kalbimizde taşıdığımız görünmez karaflarımız var. Yaşadığımız her ‘an’ı biriktire biriktire dolduruyoruz ‘anı’ kaplarımızı. … >> Devamı

Delirmeyeceğim

Çocukluğum ve hatta tüm yaşantım, belirli aralıklarla tekrar edilen, “Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan şu günler” klişesi ile geçti. İlginçtir ki, ülkecek bu kelime öbeğini her duyduğumuzda ya başımıza kötü, çok daha da kötü şeyler geldi ya da o ihtiyaç duyulan beraberlikten bir misli daha uzaklaştık. Yine bu lafların havada uçuştuğu ve … >> Devamı