Saturn Devouring His Son

12 Eylül 1980

(Bu yazının aslını 12 Eylül 2008’de yazmışım. Her ne kadar duygularını kolayca ve açıklıkla dışa vuran biri gibi görünsem de; buna benzer derin, bireysel acılardan bahsetmeye pek alışkın değilim. Ayrıca itina ile uzak durmaya çalıştığım “acılarından fayda yaratan insan” tipine benzetilmek, onlarla aynılaşmak da istemiyorum. Bu yazı karşıma çıktığında, yazdığım andaki acı ve kızgınlığı o kadar yoğun hissettim ki, birkaç imla hatasını düzeltip, biraz ekleme… Daha fazlasını oku »12 Eylül 1980

Cumbasının penceresine bir saksı lavanta koyduğum o şirin ev

“Nefes almak gibi bir şey çünkü yola çıkmak. Kendinin olduğu, kendinin biçimlendiği yerden çıkıp yeni biçimlere doğru seyre geçmek. Muhtemelen gidemeyenler, gitmeyenler, gidenlere bakarak kalanlardır “Nereye gidersen git kendini götürürsün” sözünü tekrar edenler. Kavafis’in “Başka bir şehir yok” diyen şiirini yineleyenler muhtemelen başka bir şehir bulmaya o ya da bu biçimde imkanı olmayanlardır. Oysa hiçbir ben yolda erimeyecek, yoldan etkilenmeyecek, yolla birlikte değişmeyecek kadar taştan… Daha fazlasını oku »Cumbasının penceresine bir saksı lavanta koyduğum o şirin ev

“Who knows where the time goes”

Kolumdaki saat Londra’da zamanı doğru gösterirken, İstanbul’da iki saat geride kalıyor. İçimdeki saat kolumdakinden bağımsız, dünyanın neresinde olursa olsun alışık olduğu vakitte uyuyor, uyanıyor, ona göre acıkıyor. Öyleyse en iyisi, saatlerden ve takvimlerden kurtulmak, kendimize yeni zaman imleri bulmak. Zamanı, doğum günlerini kimlik kartlarında yazan uydurma tarihlerle değil de ‘zemheri başlangıcı’ ya da ‘leyleklerin gelme zamanı’ gibi belli dilimlerle tarifleyen babam ve yaşıtları gibi, doğanın ta kendisinden… Daha fazlasını oku »“Who knows where the time goes”

Sekiz

1. Gün Sevgili Oktay, Sabah seni fark ettiğimde çok mutlu oldum. Yeni evimizin ilk konuğu olduğun için ve kendine en sevdiğim manzaralı pencereyi seçtiğin için daha da mutlu oldum. Gün boyunca, pencere önü yerleşmeciliğin yanında pek çok benzer özelliğimiz olduğunu düşündüm. İkimiz de olduğumuz yerden hep daha ileriye, yükseğe gitmek istiyoruz, gözümüze kestirdiğimizde de o dala cesurca atlayıveriyoruz.  Sen rüzgarın akımında uçmayı seviyorsun, ben kalbimin… Daha fazlasını oku »Sekiz

En iyisi pencere

“… I love a window.The whole of life already framed, right there!” Maudie Bu yazıyı yıllar sonra kavuştuğum “pencere önü” yazı masamdan yazıyorum. Her gün burada çalışıyor, maillerimi yanıtlıyor, defterime notlar alıyorum. İşin aslı, pencerenin önüne yerleştirdiğimiz, yıllardır hayalini kurduğum 1950’lerden kalma bir yazı masası değil, rahat oturmayı olanaksız kılan ayak tasarımı ve yuvarlak formu ile çalışmaya pek de uygun olmayan büyükçe bir yemek masası.… Daha fazlasını oku »En iyisi pencere

Alışmak

Saclarimin dalgasına alisiyorum burada, musluktan akan suyu icmeye, her gün postacının getirdiği zarfa, çöp günü Çarşambalara, köşeyi dönünce karşıma çıkan uçsuz bucaksız yeşile. Sabahları kuş sesi duyduğumda, en çok Kadıköy’deki kuşlar aklıma geliyor. Onca insana, toz toprağa, gürültüye pabuç bırakmadan, boyun eğmeden ille de öten kuşlara, bir de büyüyüp büyüyüp tam göğe ulaşacakken uzanıp da karşı çınarla kol kola olmayı seçme zevkini ellerinden aldığımız çınarlara… Daha fazlasını oku »Alışmak

Ev

Okumaya 5 yaşımın bitimine tam 28 gün kala, bir yılbaşı gecesinde başladım. Daha doğrusu, okuyor olduğumu yakın çevreme o gece duyurdum. Kitap “Bu bir kümes. Tavuğun evi kümestir” diye oldukça komik başlayıp, “Herkesin bir evi vardır. Ama Filistinlilerin evi yoktur.” diye ağır iki cümle ile bitiyordu. Son cümleye geldiğimde masadakiler duygulanmış ve şaşırmış, Rıfat Amcam -tabi ki- çoktan ağlamaya başlamıştı. Babam ve abim sakince gülümsüyordu.… Daha fazlasını oku »Ev

Fırfır

Babam revire çıkıyor! O dönem Mamak’ta kalanların yakınları için “revire cıkmak” sevinçle karşılanan bir haber. Senin lehine hiçbir şey kurala bağlanmış değil, garantisi yok. Beklersen belki revir arabasına binmene izin verebilirler, babanın elini tutabilirsin, göğsüne kafanı yaslarsın. Bu ihtimal için gece Antalya’dan otobuse biner sabah Ankara’da olursun. Şansın varsa babanın kucağına oturabilmek demektir onunla revir arabasında olmak. Babam revire çıkıyor! Sonunda bir yıla yakındır görmediğim babamın… Daha fazlasını oku »Fırfır

Muzlu Pasta

Karşı apartmanda annemden biraz yaşlıca bir kadın yaşıyor. Adının Sevim olduğunu tahmin ediyorum. Yaşıtları gibi onun da ocağın yanına dizdiği pötükare kapaklı baharat kavanozları, duvarda asılı üç boy cezve takımı, yaz kış mavi led ışıklı bir çubukla kargalardan koruduğu domates fidanı, elle yazılmış ve yemeğin malzeme miktarı, püf noktaları, soğuk fırına mı sıcak fırına mı sürüleceğinin yanı sıra bu tarifin kimden alındığını da not ettiği… Daha fazlasını oku »Muzlu Pasta

Bugün Aklımdan Geçenler

  • hiç

İnsanları neden boyu, saç rengi, kilosu ile tasvir ediyoruz, bir başkasına tanıtırken neden sadece onun mesleğinden, mevkinden bahsediyoruz? Mesela “Koca çınarların gölgesinde ama kendi başına yetişmiş bir kestane ağacı gibidir” ya da “En ufak rüzgârda çiçeklerini döküveren kırılgan erik ağacıdır” desek. “Sessiz ve incecik bir çisenti bırakan gri dev bir yağmur bulutudur, konuştukça yağış da sağanağa döner” desek. Ya da; “İlk söylenen Merhaba gibidir, sonrasında… Daha fazlasını oku »Bugün Aklımdan Geçenler