kişisel

Hıdırellezi karşılarken

İnsanın türlü çaresizlik, güvensizlik ve korkular karşısında teselliye ihtiyaç duymasını anlayışla karşılıyorum da aradığını​ “sorgulama, iman et” diyen dinlerde bulanlara hep şaşırıyorum. Eğer doğayla bağımızı bu kadar koparmamış olsak, istediğimiz her cevabı ondan rahatlıkla alabilirdik. Daha doğrusu sırf bu nedenle, bizden tapınma ya da kölelik beklemeyen, olsa olsa özenli olmaya ve çalışmaya teşvik eden bu bilge öğreticiden bilinçli olarak uzaklaştırılmış olmasak. Ben çaresiz anlarımda gökyüzüne… Daha fazlasını oku »Hıdırellezi karşılarken

Bugün evde otururken

Bugün evde otururken çok fonksiyonlu düdüklü tenceremi düşündüm. Pahalı, afili, ‘ful aksesuar’…İçine ne koysan, üç dakikada hakkından gelir. Çorbanın da kaburganın da barbunya pilakinin de en güzelini bu tencere pişiriyor. Öyle ki yemeğin lezzeti bile pek mühim değil, puanları sadece bu havalı tencerede pişirdin diye toplarsın. Gel gör ki bizim tencere bazı günler fena halde tutukluk yapıyor. Düdüğü deli deli ötmeye başladı mi, pişirmeye devam… Daha fazlasını oku »Bugün evde otururken

Gölgeye övgü / In praise of shadows

Olağan hallerde kendini ve yakın çevreni koruma-kollama yeteneğin güçlü olmana yetiyor. Olağanüstü durumlar ise ‘bu dünyada mutlaka benim iyiliğimi ve esenliğimi gözeten başka birileri daha olmalı’ çaresizliği ile birlikte geliyor. Bu durumda bir duvara bakıp suretinden ağacın kendisini düşlemek, en önemlisi hem ağaç hem de güneş hala yerinde diye mutlu olmak zorundasın. Umut ne güzel şey, ama bir o kadar zor ve kırılgan. Güneşli bir… Daha fazlasını oku »Gölgeye övgü / In praise of shadows

Bugün parkta otururken V

Herman Hesse Agaçlar kitabinin Tezatlar bölümünde iki ağaçtan bahseder. Dev çiçekli büyük manolya ağacı ve saksıda bodur bir cüce servi. Cüce ağaç için “fazla alana ihtiyacı yok, kendini harcamıyor, yeğinlik ve kalıcılık çabası icinde, o doga degil akil, dürtü degil irade” diye yazmış. Eskiden olsa manolya benim sevdiğim derdim, olgunlaşmak bu olsa gerek, cüce serviye meylim arttı. Yine de gösterişli manolyaya da cüce agaca da… Daha fazlasını oku »Bugün parkta otururken V

Bugün parkta otururken IV

Bugün parkta otururken “kurtardıklarımızı” düşündüm. Marketin girişinde birkaç gündür alıcı bekleyen mevsimlik sarı çiçeklerin iki demetini 1.5 pound’a düşürmüşler. Seçtim iyicelerinden iki demet, onları öylece atılıvermekten kurtardım. Sonra, köşeyi döndüğümü farketmeden bana çarpan adamdan özür dileyerek, onu bana çarptığı için kötü hissetmekten kurtardım. Hafta başında elde kalan malzemelerden (ömrümde ilk kez) turşu kurmayı denedim misal, hem kavanozu hem de lahanaları çöpe gitmekten kurtardım. Sıklıkla bir… Daha fazlasını oku »Bugün parkta otururken IV

Bugün parkta otururken-III

Bugün parkta otururken “aralık” kelimesini düşündüm. Kelimenin eksiz hali ‘Ara’ kökeninde ‘ardımak, ayırmak’ ile ilişkili. Ara-da kalmak, ara-ya mesafe girmesi, ara ara görüşür olmak… Ara-lık bırakılmış kapılar mesela, sinsidir, çıkarcıdır, bir olmamışlık vardır onlarda, hayır gelmez insana. Bir de Aralık ayı var, benim en sevmediğim zaman dilimi. Naneli sakızı sevmemekteki gibi değil de, akşamın ilk çöktüğü saatleri, gece yarısı birden çıkan ayazı ve kahvehanelerin buharlanmış camlarını… Daha fazlasını oku »Bugün parkta otururken-III

Bugün parkta otururken-II

Bugün parkta otururken, kalemliğimdeki beyaz silgiyi düşündüm. Silginin varlık sebebi silip durduğu kurşun kalem, kaleminki ise hata yapmayı sevmeyenler ve içine sinen cümleyi bulmak için, benim gibi, kağıt yırtılana kadar silip silip baştan yazanlar. Silgi bana buradaki yazım atölyelerinde cocuklara silgi vermediğimizi hatırlattı, onların da neredeyse hiç ihtiyaç duymadığını. Düşününce yazıp yazıp silmektense, kurtulmak istediğimiz şeylerin üstünü çizmek bana daha sağlıklı bir eylem gibi göründü.… Daha fazlasını oku »Bugün parkta otururken-II

Bugün parkta otururken-I

Bugün parkta otururken, oraya varmadan önce yolda gördüğüm güvercini düşündüm. Güvercin, Bedford Dükü Francis heykeline tünemiş ve tıpkı diğer kuş dostlarının Churchill’e yaptığı gibi o da ne var ne yok Dük’ün tepesinden aşağı koyvermişti. Güvercine önce ‘Marifet’ adını vermek istedim. Sonra, hayat bu, diye düşündüm, lorddu, düktü, generaldi dinlemez. Nihayetinde bir gün kuşun biri gelip tepene pisleyiverir. Ardından, kuşun isminin ‘hayatın ta kendisi’ olmasında karar… Daha fazlasını oku »Bugün parkta otururken-I

Purple Heart

Nisan ayında Antalya’dan ufacık bir dal olarak çantama atıp, burada saksıya diktiğim mor çiçek kocaman oldu. Köklerinden üçe ayırdım ve birini Highbury Fields’in kenarına, birini kapımın önüne diktim. En küçüğünü de saksıya geri koydum. Bizim evin önünde küçük, genç bir ağaç var. Bu ağacın dibine, birkaç ay öncesine kadar her gün, bir köpek tuvaletini yapıyordu. Ardında bıraktığı pislik öyle büyük ki onu görmemeniz ve gördüğünüzde… Daha fazlasını oku »Purple Heart

Saturn Devouring His Son

12 Eylül 1980

(Bu yazının aslını 12 Eylül 2008’de yazmışım. Her ne kadar duygularını kolayca ve açıklıkla dışa vuran biri gibi görünsem de; buna benzer derin, bireysel acılardan bahsetmeye pek alışkın değilim. Ayrıca itina ile uzak durmaya çalıştığım “acılarından fayda yaratan insan” tipine benzetilmek, onlarla aynılaşmak da istemiyorum. Bu yazı karşıma çıktığında, yazdığım andaki acı ve kızgınlığı o kadar yoğun hissettim ki, birkaç imla hatasını düzeltip, biraz ekleme… Daha fazlasını oku »12 Eylül 1980