Bugün parkta otururken-III

Bugün parkta otururken “aralık” kelimesini düşündüm. Kelimenin eksiz hali ‘Ara’ kökeninde ‘ardımak, ayırmak’ ile ilişkili. Ara-da kalmak, ara-ya mesafe girmesi, ara ara görüşür olmak… Ara-lık bırakılmış kapılar mesela, sinsidir, çıkarcıdır, bir olmamışlık vardır onlarda, hayır gelmez insana. Bir de Aralık ayı var, benim en sevmediğim zaman dilimi. Naneli sakızı sevmemekteki gibi değil de, akşamın ilk çöktüğü saatleri, gece yarısı birden çıkan ayazı ve kahvehanelerin buharlanmış camlarını sevmeyişimdeki hisse benzer Aralık ayına karşı hislerim. Bir zamanlar bir şeyler muhakkak ters gitmiştir, geçip giderken de belli yerlere gizli işaretler bırakmıştır sanki. Her karşılaşmada o işaretler içinde bir yerleri tetikler, ama sen ne seni rahatsız edeni, ne de rahatsızlığını tarifleyemezsin gibi. Derine değil de en basit haline bakayım desem, kış mevsiminin ilk ayı, ne kadar sevimli olabilir ki? Nereden baksan bir negatiflik, neresinden tutsan elinde kalıyor.
“Yahu bırak bu işleri Özlem, onca şey varken, sen aylara, günün belli saatlerine, kelimelere takmışsın” diye kızdım kendime. Sonra aklıma bir zamanlar gözlüğüme yazdığım mini öykü geldi, bir de işi gücü gökyüzünü boyamak olan dalgacı Mahmut. Gülümsedim ve salıverdim ipleri, zihnim istediği gibi at koştursun. Birden, benim takvimimde tam bir yıldır 2018 Aralık ayının yaşandığını fark ettim ve oracıkta bu uzun ve yorucu aralığı sonlandırmaya karar verdim.
Şimdi eve gidip, ikindi kuşlarının sesi odalara daha çok dolsun diye arka pencereyi sonuna kadar açacağım. Hem belki yarın parkta otururken ‘yeni’ kelimesini düşünürüm. Ümitli ve bahtiyarım.

Aralık, Londra

Crystal Palace

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir